ÇİMPE KALESİNİN FETHİ

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine ait kronik ve arşiv kayıtları sınırlı olmasına rağmen, Ak Sungur’un adının çeşitli kaynaklarda zikredildiği görülmektedir. Osmanlıların Rumeli’de fethettikleri ilk toprak parçası olarak kabul edilen Çimpe Kalesi’nin 1352 yılındaki fethine ilişkin anlatılarda, birçok Osmanlı kroniğinde Orhan Gazi’nin oğlu Şehzade Süleyman Paşa’nın kumandasında karşı kıyıya sallarla geçerek fethe katılan gazilerin isimleri aktarılırken, Ak Sungur’un adının Süleyman Paşa’nın isminden hemen sonra anıldığı dikkat çekmektedir.

Nitekim kroniklerde, Şehzade Süleyman ile Osmanlı Devleti’nin emektarlarından Ak Sungur, Kara Oğlanoğlu, Kara Timurtaş, Kara Hasanoğlu, Akça Kocaoğlu ve Balabancıkoğlu gibi kırk yiğidin bir sala binerek; Hacı İlbeği, Ece Bey, Gazi Fazıl ve Evrenos Bey’in de yer aldığı diğer kırk kişilik bir grubun ikinci sala geçtiği belirtilmektedir. (Hoca Sâdeddin Efendi, 1979), (Müneccimbaşı Ahmed Dede, 1970)

Bununla birlikte, geç dönem Osmanlı tarihçilerinden Ahmed Rasim, “Resimli ve Haritalı Osmanlı Tarihi” adlı eserinde Çimpe Kalesi’nin fethini anlatırken Ak Sungur’dan “Ak Sungur Kızıloğlan Oğlu” şeklinde bahsetmektedir. (Tan, 2008)

Ayrıca, milletvekili, şair ve yazar Mehmed Emin Yurdakul da 1915 yılında yayımlanan “Ordunun Destanı” adlı uzun manzumesinde, Şehzade Süleyman Paşa ile birlikte Çimpe Kalesi’nin fethine katılan kırk gaziyi yücelterek anmakta; burada da Ak Sungur’un ismi yine Şehzade Süleyman Paşa’dan hemen sonra zikredilmektedir. (Mehmed Emin, 1915)

“İşte, altun sikkesiyle o Şehzade Süleymanlar, Aksungurlar, Demirtaşlar... İki salda Rumeli’yi fethe koşan kırk yoldaşlar; Seksen yılda bu devlete temel atan o arslanlar! Her birinin bize bakan bakır renkli er çehresi...” Ak Sungur’un isminin farklı kaynaklarda bile Süleyman Paşa’nın isminden hemen sonra zikredilmesi, onun fethe katılanlar arasında önde gelen, saygın veya önemli bir gazî olduğunu göstermektedir.

SUNGUR PAŞA’NIN HİZMETLERİ / ANKARA’NIN 2. OSMANLI FETHİ

Ak Sungur Paşa’nın Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemindeki en önemli hizmetlerinden biri, Ankara’yı Osmanlı Devleti adına ikinci kez fethederek Osmanlı topraklarına katmasıdır. Bilindiği üzere Ankara, Osmanlı Devleti tarafından üç kez fethedilen bir şehirdir.

İlk fetih öncesinde Ankara, Eretna Beyliği’nin idaresi altındaydı. Ancak Eretna Beyi Gıyâseddin Mehmed’in, 1354 yılında devlet ileri gelenlerinin baskısıyla Karamanoğulları Beyliği’ne sığınması üzerine bölgede ciddi bir siyasi otorite boşluğu meydana gelmiştir. Bu karışıklıktan istifade eden Orhan Gazi’nin büyük oğlu Süleyman Paşa, aynı yıl içerisinde Ankara’yı fethederek Osmanlı topraklarına katmıştır. (Pay, 2009)

Ne var ki Orhan Gazi döneminde Osmanlıların fetih siyasetinin ağırlıklı olarak Batı yönünde yoğunlaşması, Ankara’nın Karaman ve Eretna baskılarına karşı savunmasız kalmasına yol açmıştır.

Bursa’nın uzaklığı da göz önüne alındığında, şehrin güvenliğinin sağlanmasında zorluklar yaşanmış ve Ankara kısa süre sonra Osmanlı hâkimiyetinden çıkmıştır. Bu dönemde Ankara, yarı bağımsız bir Ahî Beyliği karakteri kazanmış; kimi zaman Karamanoğulları’nın, kimi zaman da Sivas merkezli Eretna Beyliği’nin nüfuzu altında kalmıştır.

Orhan Gazi’nin vefatını takiben I. Murad döneminin ilk yıllarında Ankara’yı yöneten Devlet Şahoğlu Bahtiyar Bey, Karamanoğulları’nın da teşvikiyle Osmanlı topraklarına yönelik saldırılarda bulunmaya başlamıştır. Bunun üzerine I. Murad, Osmanlı kumandanlarından meşhur Ak Sungur Paşa’yı güçlü bir orduyla bölgeye sevk etmiştir.

Sungur Paşa, Ankara’yı şiddetli kuşatarak şehri kısa sürede kontrol altına almıştır. Kale, sağlam surlara sahip olmasına rağmen, halkın savaşmak istememesi ve Bahtiyar Bey’in yönetiminden bıkmış olması sonucu şehir direniş göstermeden teslim olmuştur.

Ankara halkı, kaleyi savaşmadan Sungur Paşa’ya teslim ederek Osmanlı yönetimine bağlılıklarını bildirmiştir. (Abdi-zâde Hüseyin Hüsameddin, 1986) Bahtiyar Bey ise oğlu Kara Devlet Şah ile birlikte Amasya’ya kaçarak Şadgeldi Paşa’nın himayesine sığınmıştır.

Ak Sungur Paşa’nın gerçekleştirdiği bu askerî sefer, yalnızca siyasî ve askerî sonuçlar doğurmakla kalmamış, aynı zamanda İnegöl ve civarının sosyo-kültürel yapısında da önemli değişimlere yol açmıştır.

Ankara’nın fethinin ardından Sungur Paşa, Ankara, Sultanönü (Eskişehir) ve Haymana çevresinde yaşayan, Ahî geleneğine bağlı birçok aşireti Bursa ve İnegöl yöresine yerleştirmiştir. (Akakuş, 2011b) Bu iskân politikası, bölgenin demografik ve kültürel dokusunun yeniden şekillenmesinde belirleyici rol oynamıştır.

Bu yerleşimlerin ardından İnegöl çevresinde “Cebel-i Ermeniyye” olarak bilinen bölge, Ahî topluluklarının etkisiyle zamanla “Ahî Dağı” adıyla anılmaya başlanmıştır. Ankara seferinin başarıyla tamamlanmasının ardından, günümüzde Çavuşköy olarak bilinen köy, Aksungur’un babası Kızıl Murad’a dirlik olarak tahsis edilmiştir. Söz konusu yerleşim, Kızıl Murad’ın lakabından esinlenerek “Kızıl Karyesi” adıyla anılmıştır. (Akakuş, 2011a)

Ankara’nın fethi ve Ahi iskanındaki rolünden de anlaşılacağı üzere "Ak Sungur Ağa’nın tarihî önemi yalnızca Emir-i Alem göreviyle sınırlı değildir. I. Murad döneminde Ankara’nın fethi sırasında gösterdiği gerek askerî gerekse de iskân politikalarının uygulanmasında gösterdiği başarı, onun Osmanlı Devleti’nin genişleme sürecinde oynadığı stratejik rolü de ortaya koymaktadır. (DEVAM EDECEK)

Sungurpaşa Hamamı Rıdvan Alp

Sungurpaşa Türbesi Rıdvan Alp

RIDVAN ALP

Kaynak: gencgazete.net