"Kör sağıra çok güzelsin demiş.
Ne kör anlamış ne sağır.
Dilsiz duymuş ama söyleyememiş..."
Görmedim...Duymadım...Bilmiyorum...
Toplumunda yaşıyoruz.
Sokaklarda, ekranlarda, hatta aile sofralarında...
Herkes konuşuyor ama kimse birbirini dinlemiyor.
Herkes bakıyor ama kimse gerçeği görmüyor.
Herkes biliyor ama kimse söylemeye cesaret edemiyor.
Kötülük mü arttı yoksa, iyilik mi azaldı.
Kötülerin sesi çoğaldı. İyilerin sesi kısıldı.
Yanlışlar çoğaldı. Doğrular dile getirilmiyor.
Haksızlık, adaletsizlik, gençlik ve ahlaki çöküş ortada.
Liyakat yerine torpil, emek yerine adam kayırma, dürüstlük yerine çıkarcılık zirveye yükseldi.
Ama çoğumuz üç maymunu oynuyoruz.
Görmedim...Duymadım...Bilmiyorum...
Çünkü ses çıkarmanın bir bedeli var.
Çünkü doğruları söylemek bazı kapıları kapatabiliyor.
Çünkü menfaatler vicdanların önüne geçmiş durumda.
"Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın" anlayışı, toplumun ortak karakterine dönüşmüş durumda.
Oysa unutulan bir gerçek var:
Yılan bir gün herkese dokunur.
Bugün başkasının hakkı yenirken susanlar, yarın kendi hakkı yenildiğinde seslerini duyuracak kimse bulamazlar.
Bir toplumun çöküşü büyük felaketlerle başlamaz.
Küçük suskunluklarla başlar.
Daha acısı ise gerçeği görenler yalnızlaştı.
Olup biteni gören, vicdanını kaybetmemiş insanlar da var.
Ancak onlar da çoğu zaman çaresiz bırakılıyor.
Konuştuklarında dışlanıyor, eleştirildiklerinde susturuluyor, hakikati dile getirdiklerinde rahatsız edici bulunuyorlar.
Böylece ortaya korkunç bir tablo çıkıyor:
Körler görüyor gibi yapıyor.
Sağırlar dinliyor gibi yapıyor.
Dilsizlerin sesleri kalabalığın gürültüsünde kayboluyor.
Bir toplumu ayakta tutan şey ekonomi, teknoloji veya beton yığınları değildir.
Bir toplumu ayakta tutan şey vicdandır, ahlaktır ve haksızlık karşısında gösterilen ortak duruştur.
Kör müsün? Sağır mısın? Dilsiz misin?
Sahi sen bu hikâyenin neresindesin?
Selam ve dua ile
İlhan Tatlı