Hafta sonu Suriye'nin başkenti
Şam - Dımaşk – Damascus’da idim.
300 kişilik uçakta tek bir boş koltuk bile yoktu.
Uçak tıklım tıklımdı.
Şam Havalimanı'na indiğimizde uçaktan sadece birkaç kişi indik.
Geri kalanlar ise insanlar değildi...
Sevgi, Aşk ve Vatan hasreti indi.
Muhabbet, şefkat, merhamet, vefa, sadakat ve fedakârlık indi.
Şükran, hürmet, samimiyet, gönül, yürek ve kalp indi.
Anne indi...
Baba indi...
Evlat indi...
Kardeş, dede, nine ve torun indi.
Aile indi.
Yuva indi.
Ocak indi.
Sarılmak indi.
Kucaklaşmak indi.
Öpmek ve Koklamak indi.
On beş yıllık ayrılık indi.
Hasret indi.
Özlem indi.
Gurbet indi.
Yol gözlemek, bekleyiş ve kavuşma indi.
Sessizlik indi.
Yalnızlık indi.
Hicran, hüzün ve sızı indi.
İç çekişler indi.
Gözyaşları indi.
Acı, keder, elem ve matem indi.
Çaresizlik indi.
Yıkım indi.
Yetimlik ve öksüzlük indi.
Feryatlar indi.
Sessiz çığlıklar indi.
Kapanmayan yaralar, İzler ve enkazlar indi.
Ama bütün bunlarla birlikte umut da indi.
Dualar indi.
Sabır indi.
Yeniden doğuş indi.
Bahar indi.
Güneş, ışık ve nefes indi.
Teselli indi.
Anne kokusu indi.
Evlat hasreti indi.
Babanın duası indi.
Kardeş sıcaklığı indi.
Çocuk gülüşü indi.
Yarım kalan bayramlar indi.
Boş kalan sofralar indi.
Sessiz evler indi.
Yıkık yuvalar indi.
Yetim bakışlar indi.
Titreyen eller indi.
Eski fotoğraflar indi.
Yıllardır beklenen kapılar yeniden açıldı.
Son sarılış değil...
Yeniden başlayan sarılışlar indi.
Son bakış değil...
Yılların özlemini taşıyan bakışlar indi.
O uçakta On beş yıllık hasret, özlem, acı, umut, dua, yarım kalmış bayramlar, çocukların gözyaşları ve kavuşmayı bekleyen yürekler da bizimle birlikte Şam Havalimanı'na indi.
Selam ve dua ile….