Yazımıza güzel bir fıkra ile başlayalım.

Kıssadan hissemizi de alalım elbette!

Bir öğretim üyesi final sınavında tahtaya yalnızca tek bir kelime yazar: “Neden?” Öğrenciler uzun uzun cevaplar kaleme alırken, biri yalnızca “Neden olmasın?” diye yazar ve tam not alır. Aynı hoca başka bir sınavda “Risk nedir?” diye sorar.

Aynı öğrenci boş bir kâğıdın altına “İşte risk budur.” notunu düşer ve yine en yüksek notu alır. Ancak sonraki sınavda aynı yöntemi tekrar edince bu kez sıfır alır. Hocanın gerekçesi dikkat çekicidir: “Aynı şartlar altında, aynı riski iki kez almak aptallıktır.”

Bu fıkrayı yazınca aklıma bir hadis geldi: "Mü'min, aynı yılanın deliğinden iki defa sokulmaz". Hadis, bize hayatta yapılan hatalardan ders almayı, uyanık ve tedbirli olmayı öğütler. Çünkü akıl, yaşanmış tecrübeyi bilgiye dönüştürebilme yeteneğidir.

İnsan da toplum da devlet de zaman zaman risk alır. Hatta gelişmenin ön şartlarından biri cesur adımlar atabilmektir. Ancak başarısızlığı kanıtlanmış bir yöntemi, hiçbir şey olmamış gibi yeniden uygulamak artık risk almak değil; hatada ısrar etmektir. Ne yazık ki eğitim sistemimizin en temel sorunlarından biri de budur.

Son otuz yılın eğitim tarihine bakıldığında, isimleri değişen ama mantığı aynı kalan sayısız uygulamayla karşılaşıyoruz (bu konu da ayrı bir yazı konusu). Sınav sistemi değişiyor, müfredat değişiyor, okul türleri değişiyor, ders içerikleri değişiyor, öğretmen yetiştirme modeli değişiyor.

Fakat bütün bu değişikliklerin sonunda öğrencilerin okuduğunu anlama, eleştirel düşünme, bilimsel muhakeme ve üretkenlik düzeyinde beklenen sıçrama gerçekleşmiyor. Çünkü çoğu zaman sorunları çözmek yerine sorunların etrafından dolanıyoruz, mış gibi yapıyoruz!

Aynı iktidar dönemlerinde bile her yeni yönetim, kendisinden öncekini eleştirerek işe başlıyor. Ardından yeni bir reform paketi açıklanıyor. Birkaç yıl sonra o reform da başarısız ilan ediliyor ve yeni bir değişim süreci başlıyor.

Böylece eğitim sistemi, sürekli ameliyat edilen ama bir türlü iyileşemeyen bir hastaya dönüşüyor, pansuman çözümler istenilen çözümleri üretmiyor. Yaşanan süreçlerden dolayı en ağır bedeli ise öğrenciler ödüyor, öğretmenlerde ise bıkkınlık ve yorgunluk yaşıyor.

Bu durum daha sonrasında ise öğretmenlerin süreç içinde özne olarak güçlü bir şekilde yer almasını engelliyor.

Bir çocuk okula başladığında karşılaştığı sistemle mezun olduğu sistem çoğu zaman aynı olmuyor. Veliler hangi kuralların geçerli olduğunu takip etmekte zorlanıyor.

Öğretmenler her değişiklikte yeniden uyum sağlamaya çalışıyor.

Eğitim ise istikrar isteyen uzun soluklu bir süreç olmasına rağmen günlük tartışmaların konusu hâline geliyor. Oysa eğitim, siyasal gösterilerin değil, toplumsal uzlaşının alanı olmalıdır.

Bir başka önemli hata da ezberci anlayıştan vazgeçemememizdir. Bugün bilgiye ulaşmak tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar kolaydır.

Buna rağmen çocuklardan hâlâ büyük ölçüde bilgiyi depolamaları bekleniyor.

Oysa geleceğin dünyasında ihtiyaç duyulan insan, bilgiyi ezberleyen değil; bilgiyi analiz eden, sorgulayan, yorumlayan ve yeni bilgi üretebilen insandır.

Sınav başarısını eğitimin tek ölçütü hâline getirmek de aynı yanlışın devamıdır. Test çözme becerisi ile düşünme becerisi aynı şey değildir. Çok sayıda soru çözmek, iyi bir bilim insanı, iyi bir mühendis, iyi bir öğretmen ya da iyi bir yurttaş olmayı güvence altına almaz.

Eğitim yalnızca meslek kazandırmaz; karakter de inşa eder. Adalet duygusunu, dayanışmayı, eleştirel düşünceyi, estetik anlayışı ve toplumsal sorumluluğu geliştirmeyen bir eğitim sistemi, yüksek akademik sonuçlar üreten ama büyük sorunlar karşısında çözüm üretemeyen kuşaklar yetiştirebilir.

Bir başka kronik hata ise öğretmeni sistemin merkezinden uzaklaştırmaktır. Dünyanın başarılı eğitim modellerine bakıldığında ortak nokta, öğretmene duyulan güvendir.

Öğretmenin mesleki gelişimine yatırım yapılmadan, yalnızca yeni kitaplar basarak veya yeni yönetmelikler çıkararak eğitimde kalıcı başarı sağlanamaz.

Bugün artık kabul etmemiz gereken bir gerçek var: Eğitim, kısa vadeli siyasi hesapların değil, uzun vadeli toplumsal planlamanın konusudur. Sık sık yön değiştiren bir sistemden dünya çapında başarı beklemek gerçekçi değil hayaldir.

Elbette eğitimde değişim gereklidir. Dünya değişiyor, teknoloji değişiyor, çocuklar değişiyor. Eğitim de değişmelidir.

Ancak değişim; bilimsel veriye, sahadan gelen geri bildirimlere ve uzun dönemli planlamaya dayanmalıdır. Aynı yanlışları farklı isimlerle tekrar etmek reform değildir.

Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi? Sorun gerçekten eğitim sisteminde mi, yoksa hatalarımızdan ders çıkaramayan yönetim anlayışında mı?

Başarısız olduğu defalarca görülen yöntemleri yeniden uygulamak cesaret değildir. Risk hiç değildir.

Bu, yalnızca gelecek kuşakların, devletin zamanını ve parasını çalmaktır. Çünkü eğitimde kaybedilen bir yıl telafi edilebilir; fakat kaybedilen bir neslin bedeli çok daha ağırdır.

İşte bu yüzden, o sınavdaki hocanın verdiği ders yalnızca öğrencisine değil, eğitim politikalarını belirleyen herkese yöneliktir:

Aynı şartlar altında aynı hatayı tekrarlamak, tecrübe değil; ısrardır. Eğitimde ısrar edilen her yanlışın faturası, yalnız bugünün öğrencilerine değil, yarının toplumuna da çıkar. Hem de kötü çıkar!

Okuma Önerisi: Okulsuz Toplum, Ivan Illich

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı