Osmanlı Devleti’nin kurumsallaşma ve Balkanlar’da kökleşme dönemine damgasını vuran Sultan II. Murad devri, İnegöl coğrafyası için de oldukça hususi bir anlama sahiptir. Doğrudan padişah eliyle yapılmış bir eser bulunmasa da, geçmişe vefa ve devlet adamlarının kurduğu vakıf ağları bu dönemi İnegöl tarihinde eşsiz kılmaktadır.

Sultan II. Murad’ın şanlı saltanat dönemine dönüp baktığımızda, İnegöl coğrafyasında doğrudan hükümdarın şahsı adına inşa ettirilmiş bir hayrî tesisle karşılaşmayız. Ancak bu durum, ulu hakanın İnegöl’ü ihmal ettiği anlamına asla gelmemektedir.

Aksine Sultan II. Murad, kendisinden önceki Osmanlı hükümdarlarının İnegöl topraklarında vücuda getirdiği tüm hayrî tesisleri ve vakıfları, birer hayati sosyal hizmet ünitesi olarak yüksek bir takdirle karşılamış ve her birinin geçerliliğini bizzat onaylamıştır. Bu ali onay sayesinde, geçmiş yıllarda İnegöl coğrafyasında kurulmuş olan bütün vakıf müesseseleri, üstlenmiş oldukları ulvi hizmetleri kesintiye uğramadan sürdürme imkânı bulmuşlardır.

Bu kadim kararların en somut örneklerinden biri mülk temliklerinde karşımıza çıkmaktadır. İnegöl coğrafyasında; Cebel-i Ermeniye, Cebel-i Kureyş ve Ahî Dağı gibi değişik isimlerle anılan o muazzam yörede bulunan bir takım mezraalar ile bu arada "Anastas Yeri" olarak bilinen İmad Bey / Akbıyık Köyü, Sultan II. Murad tarafından dönemin manevi önderlerinden Akbıyık Sultan Ahmed Şemseddin Efendi’ye mülk olarak temlik edilmiştir. Ardından da Akbıyık Sultan tarafından ihlasla vakıf haline dönüştürülen bu taşınmazlar, ilgili mahkemece tescilleri yapılarak hukuk senedine bağlanmış ve koruma altına alınmıştır.

Vezirlerin ve Devlet Adamlarının Dolaylı Eserleri

Sultan II. Murad devrinde, doğrudan olmasa da dolaylı yoldan İnegöl coğrafyasında inşa edilen ve ihya edilen hayrî tesislere baktığımızda ise dönemin iki kudretli devlet adamından, padişahın baş müsahip ve danışmanlarından bahsetmek durumundayız: Mühtedî Sarı İshak Paşa ve Amasya kökenli Nurettin Hamza Bey.

Her iki devlet adamının da başta payitaht Bursa olmak üzere; Manisa, İzmir Kemalpaşa ve Balıkesir gibi geniş bir coğrafyada pek çok hayrî eseri ve tesisi olmuştur. Ancak bu iki isimden Sırp asıllı Mühtedî Sarı İshak Paşa, dönemin değişen siyasî genel durumunun bir gereği olarak, zaman içinde bütün hayrî eserlerini istibdâl (değiş-tokuş) yoluyla Rumeli’ye aktarmak durumunda kalmıştır. Bu zorunlu yer değişimi nedeniyle Mühtedî Sarı İshak Paşa’nın vakıf konusu olan o güzelim hayrî eserleri, ağırlıklı olarak Üsküp ve civarında toplanmıştır.

Amasya kökenli Nurettin Hamza Bey ise Bursa’da bugün kendi ismiyle anılan o meşhur semtte; cami, medrese, imaret, türbe ve benzeri ünitelerden oluşan muazzam ve geniş bir külliye tesis eylemiştir. İşte bu muhteşem tesislerin işletme ve hayır masraflarını ayakta tutabilmek için Hamza Bey pek çok vakıf bırakmıştır ki, bu Hamza Bey Vakıfları’nın büyük bir çoğunluğu doğrudan İnegöl coğrafyasındadır! Başta Hamza Bey Köyü olmak üzere; Bilal, Süpürtü ve Küçükyenice köylerine ait vergi gelirleri, Bursa’daki Hamza Bey Külliyesi’nin ilelebet yaşaması için vakfedilmiştir.

Özetlemek gerekirse, Sultan II. Murad devriyle sarsılmaz bağlar kurmuş olan tam dört kudretli devlet adamının, İnegöl coğrafyası ile doğrudan ya da dolaylı yoldan derin bir ilgisi ve ayak izi görülmektedir. Bu isimler sırasıyla; Mezit Bey, Sarı İshakpaşa, İnegöllü İshakpaşa ve Hamzabey’dir.

İnegöl’ün tarihsel hafızasına ışık tutan, bu topraklara ruh veren bu kıymetli şahsiyetlerin hayatlarını, İnegöl’deki rollerini ve bıraktıkları derin izleri de sıradaki yazımızda tek tek ele alıp sizlerle paylaşmaya başlayacağız. Tarihle kalınız...

MURAT ALTIN