Tarih sayfalarını karıştırdıkça, bugün adını sıradan birer mahalle ya da köy olarak bildiğimiz mekânların arkasından devasa imparatorluk hikâyeleri çıkıyor. Bu hafta köşemizde, İnegöl topraklarında doğup Osmanlı'nın zirvesine tırmanan İnegöllü İshak Paşa’nın ve onunla kenetlenen bir coğrafyanın izini sürüyoruz.

Geçmişin izleri bazen bir köyün adında, bazen de bir cami haziresindeki sessiz bir türbede saklıdır. Takvimler 1434 yılını gösterdiğinde, Osmanlı mülkünde önemli bir bürokratik yer değişimi yaşanıyordu. Amasya Valisi Yergüç Paşa, hakkında çıkan bazı şikâyetler nedeniyle Amasya muhafızlığı görevinden alınarak Edirne muhafızlığına getirildi. Ancak bu sıradan bir azil ve tayin hikâyesi değildi; çünkü Yergüç Paşa’nın maiyetinde, gelecekte Osmanlı tarihine damga vuracak genç bir isim bulunuyordu: Şadgeldi ailesine mensup İsa Bey’in torunu genç İshak Bey.

İshak Bey, aslında tam anlamıyla bir İnegöl çocuğuydu. Babası İbrahim Ağa, dedesi ise İsa Bey’di. Dedesi İsa Bey, Yıldırım Bayezid’in Amasya Valiliği döneminde onun maiyetinde yer almış, Birinci Kosova Muharebesi vesilesiyle Rumeli’ye geçmiş ve bu büyük savaşa bizzat katılmıştı. Savaşın ardından Yıldırım Bayezid, gösterdiği sadakat ve başarının bir nişanesi olarak İsa Bey’e İnegöl yakınlarındaki bir köyü dirlik (tımar) olarak verdi. İsa Bey, muhtemelen 1402 yılındaki o meşum Ankara-Çubuk Meydan Savaşı’nda şehit düştü ve İnegöl’e bir daha asla dönemedi.

Ancak onun mirası İnegöl'de yaşamaya devam etti. Oğlu İbrahim Ağa, devlet hizmetine girmeyi seçmeyip babasının mesleğinden uzak dursa da, kendisine kalan bu dirlik araziyi uzun yıllar boyunca titizlikle işletti. İşte bugün dahi tarımı ve kültürüyle yaşayan İsaören Köyü, adını doğrudan İshak Paşa’nın dedesi İsa Bey’e olan bu tarihî vefa borcundan almaktadır.

İbrahim Ağa toprağı işlemeyi seçmişti ama onun oğlu İshak Bey, dedesinin izinden giderek devlet hizmetine talip oldu. Amasya Valisi Yergüç Paşa’nın maiyetine giren genç İshak Bey, üstün zekâsı ve kabiliyetiyle kısa sürede güçlü bir maliyeci ve bürokrat olarak sivrildi.

1434’te Yergüç Paşa ile birlikte Edirne’ye gelişi, onun kariyerinde dönüm noktası oldu. Güçlü bir devlet adamı olan Yergüç Paşa’nın kısa süre sonra divan üyesi olması ve vezirlik payesi alması, genç İshak Bey’in de payitahtın en üst düzey devlet erkânıyla yakın ilişkiler kurmasını sağladı.

İshak Paşa’nın yükselişi sadece bürokratik başarılardan ibaret değildi; arkasında köklü bir aile asilzadeliği barındırıyordu. Şöyle ki; İshak Paşa’nın baba tarafından büyük dedesi Muslihiddin Mustafa Bey, Yıldırım Bayezid’in 1389’da Amasya Valiliğine atadığı Fahreddin Ahmed Gâzî’nin kardeşiydi. Fahreddin Ahmed Bey ise dönemin güçlü beyliklerinden Kastamonu Beyi İsfendiyar Bey’in eniştesiydi. Yani İshak Paşa’nın soyu, Kastamonu hanedanı ile eskiden gelen bir sıhriyet (evlilik bağı) bağına sahipti.

Bu köklü bağ, İshak Paşa’nın İsfendiyar Bey’in kızı **Sultan Hatun** ile evlenmesiyle taçlandı. Bugün yolunuz düşerse İnegöl’deki İshak Paşa Camii Hazîresi’ne mutlaka uğrayın; orada sessizce zamana direnen türbe, işte bu asil Sultan Hatun’a aittir.

Takvimler 1461 yılını gösterdiğinde, tahtta cihan imparatoru Fatih Sultan Mehmed vardı. Genç padişah, Kastamonu ve Sinop merkezli İsfendiyaroğulları Beyliği’ni tasfiye etmeyi kafasına koymuştu ancak bunu kan dökmeden, akıllıca bir diplomasiyle çözmek istiyordu. Fatih, askerî harekata girişmeden önce adeta satranç hamleleri gibi siyasî senaryoları devreye soktu.

İlk hamle olarak, Kastamonu Beyi İsmail Bey’in kardeşi Kızıl Ahmed’i Bolu Valiliği’ne atadı. İkinci hamle ise doğrudan İnegöllü İshak Paşa’ya yönelikti; İsfendiyar Bey’in damadı olan İshak Paşa, Amasya’dan Ankara’ya davet edilerek Anadolu Beylerbeyliği gibi en kritik makamlardan birine tayin olundu.Tüm bu hazırlıkların Trabzon Rum İmparatorluğu’na karşı yapıldığını zanneden dünya, Fatih’in beklenmedik bir anda ve tarzda Sinop üzerine yürüyüp İsfendiyaroğlu İsmail Bey’i şiddetle kuşatmasıyla sarsıldı. Vezir-i Azam Mahmud Paşa’nın araya girmesiyle İsmail Bey, tek bir damla kan dökülmeden teslim oldu.

Fatih Sultan Mehmed, huzuruna çıkan İsmail Bey’i bir esir gibi değil, şanına yakışır bir hükümdar gibi samimi iltifatlarla karşıladı. Onu mağdur etmedi ve Bursa’nın Yenişehir, Yarhisar ve İnegöl kazaları ile çevrelerini İsmail Bey’e dirlik olarak verdi. Böylece 1461 yılı itibarıyla, Amasya kökenli İnegöllü İshak Paşa Anadolu Beylerbeyi olurken; İnegöl’ün ve İnegöllülerin hayatında da yepyeni, hareketli ve ihtişamlı bir tarih sayfası açılmış oluyordu.Tarihin bu büyüleyici koridorlarında yürümeye, İnegöl’ün saklı kalmış diğer sayfalarını aralamaya önümüzdeki haftalarda da devam edeceğiz...

MURAT ALTIN