Merhaba sevgili okurlar, bugün köşemde hayatımızın kılcallarına sızan, toplumun bağışıklık sistemini çökerten o meşhur "görünmez zehirden" bahsetmek istiyorum: Yalan ve Hile.

Biliyorsunuz, bizim kültürümüzde çok meşhur bir söz vardır: “Yalancının evi yanmış, kimse inanmamış.”

Bu atasözünü ilk duyduğumuzda gülümseriz ama aslında içinde barındırdığı trajedi derindir. Düşünsenize, gerçekten yardıma ihtiyacınız olduğu o en zor anda, o en büyük felakette bile sesiniz kimseye ulaşmıyor.

Neden? Çünkü geçmişte ektiğiniz yalan tohumları, bugün imdat çağrınızı boğuyor. İşte yalan tam olarak budur; insanın kendi kalesini kendi elleriyle yıkmasıdır.

Dostlarım, bir düşünelim; yalan ve hile sadece iki kişi arasındaki bir "şaka" mıdır? Elbette hayır. Bunlar, sosyal hayatın temelindeki adaleti ve güveni sarsan devasa ahlaki sorunlardır.

Gerçeği bilerek saklamak, aldatmak amacıyla söze başvurmak sadece karşıdakini kandırmak değil, aynı zamanda kendi itibarını da çöpe atmaktır.

Bakın, dinimiz bu konuda ne kadar net: “… Artık putlara tapma pisliğinden uzak durun ve yalan sözden kaçının.” (Hac Suresi, 30. ayet)

Peygamber Efendimiz (sav) ise bizi çok keskin bir şekilde uyararak; yalanın insanı günaha, günahın ise cehenneme sürükleyeceğini söyler. Hatta bir kişi yalanı alışkanlık haline getirdiğinde, Allah katında "kezzab" yani "çok yalancı" olarak tescillenir. Kim böyle bir sıfatla anılmak ister ki?

İşin bir de hukuki ve toplumsal boyutu var ki, o da yalancı şahitlik. Bu, yalanın en tehlikeli türlerinden biridir. Suçsuz birinin yanmasına, bir mazlumun ahına sebep olmak doğrudan kul hakkına girmektir.

Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de bizden adaleti ayakta tutmamızı ve Allah için doğru şahitler olmamızı istiyor. Efendimiz de en büyük günahları sayarken Allah’a ortak koşmak ve anne babaya itaatsizlikle aynı kefeye neyi koyuyor biliyor musunuz? Evet, tam olarak yalancı şahitliği.

Sadece sözde değil, işimizde ve gücümüzde de hileden uzak durmalıyız. Kur’an, tartıda hile yapanları, alırken tam verirken eksik tartanları açıkça kınıyor. Oysa Müslüman, Hz. Peygamber’in ifadesiyle “elinden ve dilinden başkalarının güvende olduğu” kişidir.

Eğer kalbimizde kimseye karşı hile olmadan akşama ulaşabiliyorsak, işte o zaman gerçek sünneti yaşıyoruz demektir. Yazımı Efendimizin bize sunduğu o muhteşem "Cennet Garantisi" teklifiyle bitirmek istiyorum. Şu altı şeyi hayatımıza nakşedebilir miyiz?

Konuştuğunda doğru söylemek.

Söz verince tutmak.

Emanete sahip çıkmak.

Namusunu korumak.

Harama bakmamak.

Elini kötü işlerden çekmek.

Sevgili dostlar; dürüstlük bazen zor görünebilir ama unutmayın ki en yumuşak yastık, vicdanı rahat bir başın yastığıdır.

Doğruluktan ayrılmadığınız, güven dolu bir hafta dilerim.

NUR GÜL SENA

Kaynak: Temel Dini Bilgiler (İslam-1) Ders Kitabı- MEB