Dostlar, geçtiğimiz hafta ahlaki yozlaşmanın genel hatlarını konuşmuştuk. Bugün gelin, meseleyi en mahrem, en kıymetli yerimize; yani evimizin içine, baş tacımız ailemize taşıyalım.

Geçen yazımızdan sonra pek çoğunuzdan "Peki ya ailemiz ne olacak?" mesajları aldım. Çok haklısınız. Çünkü ahlaki yozlaşma kapımızı çaldığında ilk girdiği yer maalesef evimizin salonu, mutfağı, hatta çocuklarımızın odası oluyor.

Hani o meşhur tabir vardır ya; "Kale içten fethedilir." diye. Eğer biz aile içindeki ahlaki değerlerimizi koruyamazsak, dışarıdaki fırtınalara karşı nasıl ayakta kalabiliriz?

Mahremiyet mi Kaldı, Tecessüs mü Sardı? Eskiden komşunun evindeki tencereden haberdar olmak ayıp sayılırdı. Şimdi ise sosyal medya sağ olsun, evin en özel anlarını, mahremini milyonlara sergilemek "normal" bir davranış haline geldi.

Başkalarının hayatını merak etmek (tecessüs), gizli hallerini araştırmak ve bunları yaymak; ailemizin o huzurlu örtüsünü delik deşik ediyor. Oysa aile, içinde güvenin ve sırrın saklandığı en güvenli liman olmalıydı.

Sadakat ve Vefa: Eski Birer Kelime mi? Ahlaki yozlaşmanın en acı sonuçlarından biri de sadakat ve vefanın zayıflamasıdır. Metinde zinanın ve kötü alışkanlıkların normalleşmesinden bahsediliyor.

Aile bağlarını ayakta tutan şey sadece aynı çatı altında yaşamak değil, birbirine verilen sözlere sadık kalmaktır.

Dünyevileşme hastalığı aile içine sızdığında; eşler birbirine Allah’ın birer emaneti olarak bakmak yerine, birbirini sadece maddi birer araç veya geçici haz kapısı olarak görmeye başlıyor. Hal böyle olunca da sabır bitiyor, fedakarlık yerini bencilliğe bırakıyor.

Çocuklarımıza Ne Bırakıyoruz? Dostlarım, çocuklar duyduklarını değil, gördüklerini yaparlar. Biz evde yalan söylüyorsak, hileye başvuruyorsak, başkalarının gıybetini yapıyorsak; onlara hangi "milli ve manevi değerden" bahsedebiliriz?

Eğer biz dünyevi menfaatleri, parayı ve şöhreti her şeyin önüne koyarsak, çocuklarımız da "amaçsızlık" ve "değer bilmezlik" çukuruna düşer. Metinde vurgulanan o cehalet ve dünyevileşme, sadece kitap okumamak değil, hayatın asıl gayesini ve hesap gününü unutmaktır.

Çözüm Yine Bizde!

Karanlıktan şikayet etmek yerine bir mum yakalım diyorum. Gelin, evlerimizi sadece mobilyalarla değil; Kur’an’ın ve sünnetin öğrettiği yardımseverlik, dürüstlük ve sevgi ile döşeyelim.

Akşam olduğunda ekranların başında değil, birbirimizin yüzüne bakarak, dertleşerek vakit geçirelim.

Rabbimizin "insana süslü gösterildi" dediği o geçici dünya nimetlerinin, ailemizdeki huzurdan daha değerli olmadığını kendimize her gün hatırlatalım.

Unutmayın; bir toplumun ahlakı ailede başlar, ailede biter. Kendi kalemizi korursak, toplumun geri kalanı da o sağlam temel üzerine yeniden inşa edilir.

NUR GÜL SENA

Kaynak: Temel Dini Bilgiler (İslam-1) Ders Kitabı- MEB