(Beni kabre koyan dost ve yârân ayrıldıktan sonra) ayak sesleri kesilince iki azap meleği geldi. Her birinin uzunluğu, seksen arşundur ve her birinin elinde od’tan bir topuz vardur. Topuzun ucunda cehennem yılanlarından bir yılan da vardur.

(Bu zebânilerden her birinin elinde bir sahife (bir dosya) var idi ki kabirde yanıma oturdular; dahî (sonra da bana) ayıttılar: - Ey Allah’ın düşmanı! Rabbin kimdür? Ve dinün nedir? ve de peygamberin kimdür? Cevaben ayıttım:

- Ben bilmezem… Kaçan (ne zaman ki) böyle didim.. Ancileyin (bir topuz) vurdular kim yere indüm (serildim. O anda). kabrimin içi od ile (ateş ile) doldu; yılanlar beni yedi; (hiç) eserim kalmadı (Ancak) Hak Teâlâ, beni (yeniden) yarattı ve yazılu o sahifeleri, elime virdüler:

- Al! Oku! didiler… Ayuttm:,

- Ben, okuma bilmezem… Bu gün okursun dediler… Nazar ittüm.. Gördüm ki (dünyada iken) ne işlemiş isem bu sahifelerde (amel defterinde) yazılu… Kaçan o yazılaru gördüm; etim eridü (iliğim –kemiğim dondu kaldı.
Bundan (sonra zebâniler geldiler) ruhumu alıp gittiler; üç gün üç gece (gidildi) tâ kürsiye vardum;.. o anda bir nidâ geldi…

İletün! Şu Allah düşmanını cehenneme… (Bunun üzerine) bir nice zebânî tuttular beni… Başıma vura vura alup gittiler. Gördüm ki orada ak sakallı bir pîr kürsü üzerinde oturur. Kaçan beni gördü ve ayıttı:

“Veylek! = Yazıklar olsun sana!” Ya şakî! Size hiç resûl gelmedi mi? O, dimedi mi ki bu dünya, fânidür; (kişi), burada bakî kalmaz.. (Gerçekten) sizi peygamberler inzâr ederek uyarmadılar mı?

Hak Teâlâ’ya (amelleriniz ile) arzedileceğinizi bilmediniz mi? dedi, Andan sonra beni alıp giden zebâniler ayıttılar: - Bu Âdem Peygamberdür ve senin atandur dediler. (Ardından da beni) götürdüler. Gördüm ki bir kürsü üzerinde bir pîr oturur; sağına bakıcak güler.. Soluna bakıcak ağlar..

Ayıttılar: Bu, Nuh peygamberdür dediler. Yine beni alıp gittiler; gördüm ki ak sakallu bir pîr, bir kürsü üzerinde oturur; ayıttılar kim bu, İbrahim Peygamberdür. Yine beni allup gittiler. Gördüm ki (geçtiğim yerlerde) zebânîler, var…. Yüzleri kara ve gözleri, gök…

Hak Teâlâ, anları od’tan (ateşten) yaratmış ve ellerinde de od’tan (ateşten) zincirler vardur. Hemîn beni ki gördüler; ziincirleyüp cehennem kapusuna ilettiler.

Gördüm ki anda bir melek vardur; od’tan bir kürsü üzerinde oturmaktadır. Kürsü de bir alevtopu üzerinde (bulunmaktadır). Burada arslanlar vardur od’tan… Akrep ve yılanlar vardur (yine hep) od’tan… (Ben), cehennemden daha heybetlü ve daha dehşetlü bir nesne görmedim.


GÜNCELLEŞMİŞ ÖZET YORUM: Görüldüğü üzere bu ara bölümde İlyas peygamberin ümmetinden olduğunu söyleyen ve ilâhî bir takdir çerçevesinde dile gelip Hz. İsa ile konuşan cehennemlik bir kişiye ait kuru kafatasının başından geçen serüvenlere şahit oluyoruz Kuru kafa sahibi kişinin, anlatımında yer alan donelerin pek çoğu, semâvi dinlerin hepsinde ortak değer olarak benimsenmiştir.

Söz gelimi: Bütün Peygamberlerin, bir zincirin halkaları şeklinde değerlendirilerekHz. Âdem’den başlayıp “Ülü’l-Azm” Peygamberlerden olan Hz.Nuh ve Hz. İbrahim’den geçerek Hz. İlyas Peygamber aracılığı ile Hz. İsa’ya ulaşılması, anlamlı görülmektedir. Kendisine ölüleri diriltme mûcizesi verilen Hz. İsa, babasız dünyaya getirildiği için, aslında bi-zâtihi kendisinin varlığı(doğuşu) bir mucizedir.

Meta-fizik âlem hakkında kuru kafa tası sahibi kişinin verdiği bilgiler, akıl üstü değerlerin hâkim olduğu gayp âlemine âit bilgilerdir. “Genler” noktasından başlayarak “Eksi sonsuzluktan artı sonsuzluğa” doğru yapılacak bir aklî ve fikrî analizden sonra ancak meta-fizik âleme ait bu gerçekler, insan oğlu tarafından teslimiyet duyğusu içinde benimsenebilir.


İman konusu olan bu noktada yine de hidayet, Yüce Allah’ın takdirindedir.

RECEP AKAKUŞ Hocanın eserinden düzenleyip yayına hazırlayan

Ayhan Talha Bayraktar