Geçen gün sosyal medyada bir görsel dolaşıyordu. Üzerinde kocaman harflerle şu yazılmış: “Utanmaz adamla ekmek bile yeme.

Eskiden böyle sözler kahvelerin duvarında, berber dükkânlarının aynasında, köy minibüslerinin ya da kamyonların arkasında görülürdü. Şimdi ise inetrnette dolaşıma çıkıyor.

Sözü görünce aklıma siyaset dünyası geldi. Zaten bu memlekette hangi taşı kaldırsanız altından ya siyaset çıkar ya da siyasetçi...

Bir zamanlar mahalle bakkalı iflas edince sokağa çıkmaya utanırdı. Esnaf veresiye defterine borcunu yazdırınca mahcup olurdu. Muhtar seçimini kaybeden aday bile birkaç gün kahveye uğramazdı, okulda sınıf başkanlığına adaylığını koyan çocuk seçilemeyince mahcubiyet yaşardı.

Şimdi öyle mi?

Adam seçim kaybediyor.

Bir daha kaybediyor.

Bir daha...

Bir daha...

Bir daha...

Kaybetmek alışkanlığa dönüşmüş!

Ercan Eroğlu Gençgazete Köşe Yazisi

Eskilerin güzel bir sözü vardı: "İnsan bir kere düşer, kalkar yürür. Aynı çukura defalarca kez düşüyorsa artık yolun değil, inatçılığın problemidir."

Galiba siyaset için de geçerli olan budur, bazı koltukların en büyük sorunu, oturanın kalkmak istememesi değil... Aynaya bakmak istememesidir.

Bizim çocukluğumuzda bu kadar mağlubiyeti mahalle maçında yaşayan kaleci bile eldivenlerini duvara asardı.

Fakat siyaset başka bir meslek.

Burada bazen başarısızlık istifa sebebi değil, özgeçmiş maddesi oluyor.

Türk siyasetinin son yıllardaki en ilginç vakalarından biri de budur. Seçim sonuçları açıklanıyor, parti tabanı homurdanıyor, delegeler söyleniyor, televizyon yorumcuları şaşkınlık içinde rakamları sıralıyor ama koltuk yerinde duruyor.

Siyasette başarı kadar zamanlama da önemlidir. Bir siyasetçi bazen kazandığı için değil, çekilmeyi bildiği için saygıyla anılır. Tarihte bunun örnekleri çoktur. Fakat bizim memlekette çekilmek ile çivilenmek arasındaki fark zaman zaman kayboluyor.

Kamuoyu değişiyor,

Parti değişiyor,

Seçmen değişiyor,

Gençler büyüyor,

Dünya dönüşünü sürdürüyor.

Ama bazı siyasetçiler, Ankara'nın meşhur trafik ışıkları gibi...

Yıllarca aynı yerde duruyor.

Üstelik işin ilginç tarafı, onları eleştirenlerin önemli bir bölümü de kendi seçmenleri oluyor.

Siyasette rakibin eleştirisi olağandır.

Asıl düşündürücü olan, taraftarının itirazıdır.

Çünkü taraftar kolay kolay kızmaz.

Sevdiği futbolcunun kötü oynadığına bile kırk mazeret bulur.

Sevdiği siyasetçiye ise kırk bir mazeret bulur.

Kırk birincide sabrı taşarsa, orada durup düşünmek gerekir.

Eski gazeteciler “siyasetin altın kuralı sandıktır” derlerdi.

Sandık konuştuğunda siyasetçi susmasını bilmeli. Çünkü demokrasi biraz da sonuçları kabullenme sanatıdır.

Kazanınca milli irade deyip kaybedince muhasebeden kaçmak, seçmenin zekâsına hakaret etmektir.

Bugün Türkiye'de insanlar siyasetçilerden mucize beklemiyor.

Kusursuzluk da beklemiyor.

Yanılmazlık hiç beklemiyor.

Bekledikleri şey çok daha basit:

Biraz özeleştiri, biraz muhasebe yapmaları.

Biraz da gerektiğinde “tamam, artık sıra başkasında” diyebilme erdemi.

İşte o görseldeki sözün özü de galiba buydu.

Mesele ekmek değil. Mesele utanmak da değil. Mesele insanın aynaya bakabilmesi.

Siyasetçinin de seçmenin karşısına çıktığında kendi hikâyesini dürüstçe anlatabilmesi. Çünkü bu memlekette insanlar başarısızlığı affeder. Hatta bazen başarısız olana acır, onun için üzülür. Ama aynı hatayı defalarca yapıp hiçbir şey olmamış gibi davranılmasını affetmez. Eskilerin dediği gibi: Hata yapmak insana mahsustur. Hatadan ders çıkarmamak ise aptallıktır.

Bir seçmen olarak artık yeni yüzler görmek istiyorum. Seçmenine yalan söyleyen, gerçekliği olmayan vaatler sunan, kendi cebini dolduran, vatandaşı kandıran siyasetçi istemiyorum.

Ülkenin ve vatandaşın menfaatlerini kendi çıkarlarından üstün tutan, erdemli, ahlaklı, gerektiğinde kendi liderini bile eleştirebilen, analitik düşünen, demokrasinin ve cumhuriyetin değerlerini geliştiren, bu günün ve yarının dünyasını anlayabilen, yüreği ve aklı genç, özgür ve bağımsız dış politika geliştirebilen siyasetçi istiyorum.

Bunları isteyen sadece ben miyim?!

Okuma Önerisi: Siyaset Psikolojisi, Banu Cingöz Ulu, ve diğerleri

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]