1997-2002 yılları arasında Adana’da yaşadım. Üniversite yıllarım bu sıcak şehirde geçti.

İyi ki orada okudum, iyi ki tercihim Çukurova Üniversitesi’ydi. Okuduğum bölüm için -ki İşletmeydi- pişmanım ama il ve üniversite tercihleri için hiçbir pişmanlık duymadım.

Adana okuduğum dönemde sanırım Türkiye’nin en sorunlu şehriydi. Daha doğrusu öyle lanse ediliyordu.

Merhum Reha Muhtar’ın köpürttüğü 3.sayfa haberlerinin en çok geçtiği şehir Adana’ydı. ‘Acaba bugün Adana adliyesinde ne oldu’ diye merak ederdik.

Bu imaj aslında üniversite tercihlerimi de etkiledi, zira Adana en alt sıralarda bir yerdeydi. Kazandığımı duyduğunda annem ‘Ne işin var Adana’da’ diye tepki de vermişti. Çok iyi hatırlıyorum.

17-18 yaşındaki çocuğunuzu bütün gün olayların çıktığı, cinayet, kavga, adam vurma, yaralama, hırsızlık aklınıza gelebilecek bütün olumsuz haberlerde ilk akla gelen şehre yollarken bir değil 5 kez düşünürdünüz. Annem haklıydı.

Adana o kötü imajına rağmen öğrenci için ucuz, insanı misafirperver, yaşanabilecek bir kentti benim için. Yaz sıcağını saymazsanız hiç sorun yaşamadım Adana’da. 5 yılı bitirip mutlu şekilde İnegöl’e döndüm.

Adana’daki arkadaşlarım artık beni İnegöl haberleri için arıyor. Zira Adana sakinlemişken İnegöl her gün olayların olduğu bir şehir imajına sahip.

En son elinde pompalıyla parka dalan 18-19 yaşlarındaki çocukların haberlerini okumuşlar. Davet ediyorum ama İnegöl’e gelmeye çekiniyorlar Adanalı dostlarım.

Bu imajın bir şehri nasıl etkileyebileceğini düşünün. Üniversiteye çocuğunu yollayacak anne, İnegöl Fen Lisesi’ni kazanan çocuğunu yurda teslim etmeye gelen baba, askerliğini İnegöl’de yapacak genç, memuriyeti İnegöl’e çıkmış öğretmen…

Bu şehre artık tedirgin bir şekilde geliyorlar. Sinem hadisesiyle ne yazık ki -haksız şekilde- adı kirlenen bu şehir, her geçen gün olumsuz bunca olayla anılır oluyor.

Bu sadece siyasilerin, basının, kamu görevlilerinin, idarecilerin sorunu olmaktan çıktı. İnegöl, Balkanlardan Kafkaslardan Türkiye’nin dört bir yanından göç almış ve bu kadar farklı kültürden beslenerek; bir çiçek bahçesine dönüşmüş şehir olarak anılmalıydı.

Buraya gelen insanlar huzurla güvenle birlikte yaşıyorlar ama biz her gün kavgaların, silahların, bıçakların gündem olduğu bir şehir olarak tanınıyoruz.

Basın bunları haber yapmasın dediğinizi duyar gibiyim. Sorunu çözecek mi? Ortada var olan bir pisliğin gözlerimizi kapattığımızda, sırtımızı çevirdiğimizde yok olduğuna şahit olduk mu?

Bu da haber yapılmasın denilerek çözülmez, hele ki artık herkesin elinde cep telefonu varken, sosyal medyası olan herkes birer haber kanalına dönüşmüşken…

Bu imaj sorununu konuşmamız lazım. Kentin tüm katmanlarıyla. Bu sorun mobilyamızı, ticaretimizi de etkiler, köftemizi de, Oylat’ımızı da, üniversitemizi de…
Gözlerimizi kapatarak bu sorunu çözemeyiz.