İmam Hatip Lisesi’ndeki son senem. Yıl 1997. Üniversite sınavına hazırlanıyorum. Kredili sistem vardı o zamanlar, kredini tamamlarsan erkenden mezun oluyorsun, beklemene gerek kalmıyor.
Ben de Felsefe, Psikoloji, Sosyoloji, derslerini 15 tatilde İnegöl Lisesi’nde tamamladım. Sanırım mezuna kalanlara öyle bir güzellik yapmışlar, biz de dershanede hazırlanırken duyduk, gittik dersleri aldık, kredileri koyduk cebimize.
Son dönem sadece Hitabet dersim vardı okula gitmek için. Kredim tamamlanmış, zorunlu ders sadece o kalmıştı. O ders haricinde okula gitmiyor, üniversite sınavlarına (ÖSS ve ÖYS) çalışıyordum.
Hitabet dersine de merhum Sami Koparan hocamız geliyordu. 10. vefat yıldönümünü haberleştirdiğimiz, değerli insan.
Hitabet dersi önemli bir ders. Meseleye sadece imam-hatiplerin cemaat karşısında hitabeti olarak bakmayın.
Bu aynı zamanda hangi sektörde olursanız olun, ne iş yaparsanız yapın kitlelerin karşısında kendinizi ifade edebilme açısından önemli ve değerli bir ders.
Biz bu derste vaaz ve hutbe verebilme, imamlık ve müezzinlik yapabilme gibi camide imamların ve müezzinlerin yapmaları gereken görevleri öğreniyor, tatbikat için de camilere gidip, staj yapıyorduk.
Sami Koparan, bir çok hocamız gibi ciddi, heyecanlı, işini aşkla yapan, hitabeti güçlü, bunu öğrencilerine de aktarmaya çalışan özel bir insandı.
Benim anım kendisinin yaptığı bir sınavla ilgili. Ben üniversiteye hazırlandığım için yazılılara son aylarda pek çalışmıyordum.
Sami hoca çalışmadığım o yazılıyı tüm sınıflarla beraber İmam Hatip Lisesi’nin yurdunun yemekhanesinde yaptı. Karşı karşıya oturuyoruz, herkes karşısındakilere bakabilir, kopya çekmeye çok müsait bir ortam var.
Ben de çalışmamışım, tam bana göre her şey. Ancak Sami hoca soruları okudu, sonra da o konuşmasını yapıp yemekhanenin kapısına doğru hareketlendi: “İsteyen istediğine bakabilir. Eğer utanmanız yoksa kopya çekebilirsiniz. Ailenizi, şahsiyetinizi lekelemek istemiyorsanız bakabilirsiniz”
Çok ağır gelmişti o sözler. Ben çalışmamıştım ve soruların cevaplarını bilmiyordum. Ayağa kalktım. “Bir saniye hocam” dedim.
Sınıf başkanı da olduğum için Sami hoca, ‘sayın başkan” diye hitap ederdi. “Buyurun sayın başkan” dedi.
“Ben çalışmadım hocam, buyurun kağıdımı” dedim. Sadece ismimin yazılı olduğu, 0 puan alacağım kağıdı verdim Sami hocaya.
Bu bir riskti. Üniversiteyi kazansanız da, mezun olamazsanız bir anlamı yoktu, gidemezdiniz. ‘Tebrik ederim sayın başkan’ diyerek kağıdı aldı, ben de dışarı çıktım.
O dersi sonrasında ezberleri, bir sonraki yazılısı ile toparlamıştım, dersi de geçmiştim. Ama Sami Koparan bana önemli bir ders vermişti. Ben o yazılıyı asla unutmam.
Sami hoca mezuniyet sonrasında da görüştüğüm, özellikle İmam Hatip mezunlar pilavlarında görüşme imkanımızın olduğu unutulmaz bir değerdi.
Bir mezunlar pilavında ‘Eski Dostlar’ şarkısını da okuttuğumda arkadaşlarım “Sami Koparan’a bile şarkı okuttun ya, yatacak yerin yok” diye bana takılmışlardı.
Yıllar geçiyor, 10 sene olmuş hoca aramızdan ayrılalı. Çok insan yetiştirdi, eğitim hayatımıza çok şeyler kattı. Rabbim mekanını cennet eylesin.
Cem Taşkıner