Yılmaz Erdoğan’ın 2005 yılında hem yönetip hem de başrolünde yer aldığı Organize İşler filmi, İstanbul’da geçen dolandırıcılık hikâyelerini mizahi bir dille anlatıyordu. Filmde geçen bir diyalog ise aradan geçen yıllara rağmen hafızalarda kaldı:
“+ Araba nerede?
– Müşteride.
+Para nerede?
– Yarın verecekler.
+Araba nerede?
– Müşteride.
+Para nerede?”
İnsan izlerken gülümsüyor. Ancak bugün özellikle ikinci el araç satışlarında yaşanan bazı olaylarda bu replik ne yazık ki yalnızca bir film sahnesi olmaktan çıkmış durumda. Çünkü birçok kişi noterde aracını devrediyor, alıcı parasını gönderdiğini düşünüyor; birkaç dakika sonra ise taraflar aynı gerçekle karşı karşıya kalıyor: Araç ortada var, fakat para ortada yok.
Son dönemde giderek yaygınlaşan ve kamuoyunda “sazan sarmalı” olarak bilinen dolandırıcılık yöntemi de tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Sistemin en dikkat çekici tarafı, işlemin ilk aşamalarında her şeyin olağan görünmesidir. Gerçek bir araç vardır, gerçek bir satıcı vardır, gerçek bir alıcı da vardır. Taraflar bu nedenle uzun süre normal bir alım satım işlemi yürüttüklerini düşünmektedir. Dolandırıcılığı fark etmeyi güçleştiren husus da budur.
Süreç çoğu zaman asıl dolandırıcının gerçek araç sahibine ulaşmasıyla başlıyor. Dolandırıcı kendisini ciddi bir alıcı gibi tanıtıyor, güven oluşturmak amacıyla küçük bir kapora gönderiyor ve aracı satın almak istediğini söylüyor. Daha sonra ise satıcıya, “Aracı yakınım gelip görecek, fiyat konuşmanıza gerek yok” şeklinde telkinde bulunuyor. Böylece satıcının süreç boyunca karşı tarafı gerçek alıcı olarak görmesi sağlanıyor.
Ardından dolandırıcı aynı araca ait fotoğraflar ve bilgiler kullanılarak ikinci bir ilan hazırlanıyor. Ancak bu kez araç, piyasa değerinin oldukça altında bir bedelle ilana konuluyor. Amaç, gerçek bir alıcının dikkatini çekmek ve işlemi hızlı şekilde sonuçlandırmak. Nitekim piyasanın çok altında verilen fiyat, çoğu zaman alıcı üzerinde “fırsatı kaçırmama” psikolojisi oluşturuyor. Dolandırıcı bu aşamada alıcıya da benzer şekilde yönlendirmelerde bulunuyor. Aracın kendisine ait olduğunu, satış işlemleriyle yakınının ilgilendiğini söylüyor ve özellikle tarafların fiyat konuşmamasını istiyor. Böylece gerçek alıcı ile gerçek satıcının doğrudan iletişim kurması engellenmiş oluyor.
İşlemler noter aşamasına kadar çoğu zaman olağan şekilde ilerliyor. Çünkü ortada gerçekten bir araç bulunuyor ve satıcı da normal bir satış yaptığını düşünüyor. Kritik kırılma anı ise para transferinde ortaya çıkıyor. Alıcı, araç bedelini satıcıya gönderdiğini düşünerek dolandırıcının verdiği IBAN numarasına havale yapıyor. Para gönderildiği anda ise dolandırıcı ortadan kayboluyor.
Üstelik uygulamada kullanılan banka hesabı veya telefon hattı çoğu zaman doğrudan dolandırıcıya ait olmuyor. Başkalarına ait IBAN’ların kullanılması, farklı kişiler adına kayıtlı GSM hatlarıyla iletişim kurulması veya üçüncü kişilere ait hesapların çeşitli yöntemlerle sürece dahil edilmesi nedeniyle soruşturma süreçleri daha karmaşık hale gelebiliyor.
Hukuki açıdan değerlendirildiğinde ise bu tür eylemler basit bir aldatma fiili olarak kabul edilmemektedir. Türk Ceza Kanunu kapsamında bilişim sistemlerinin, banka hesaplarının ve dijital platformların araç olarak kullanılması nedeniyle olay çoğu durumda “nitelikli dolandırıcılık” suçunu oluşturmaktadır.
Dijital ortamın sağladığı hız ve kolaylık, çoğu zaman insanların temel güvenlik kontrollerini ihmal etmesine neden olmaktadır. Özellikle piyasa değerinin çok altında verilen ilanlar, işlemin aceleye getirilmesi, tarafların birbirleriyle doğrudan iletişim kurmasının engellenmesi ve ödemenin üçüncü kişiye ait bir hesaba gönderilmesinin istenmesi ciddi risk işaretleri arasında yer almaktadır.
Nitekim araç alım satımında bazı temel hukuki ve fiili kontrollerin ihmal edilmemesi büyük önem taşımaktadır. Öncelikle araç bedelinin doğrudan güvenli ödeme yöntemleriyle ruhsat sahibinin hesabına gönderilmesi gerekir. Üçüncü kişilere ait IBAN numaralarına para gönderilmesi ciddi risk oluşturmaktadır. Mümkün olduğu ölçüde güvenli ödeme sistemlerinin tercih edilmesi, noter öncesinde tarafların satış bedelini açık şekilde teyit etmesi ve ödeme yapılmadan önce hesap sahibinin kontrol edilmesi önemlidir.
Bunun yanında araç ruhsatının, şasi numarasının ve varsa vekâletnamenin dikkatle incelenmesi; aracı teslim eden kişi ile ruhsat sahibinin uyumlu olup olmadığının kontrol edilmesi de gerekmektedir. Özellikle piyasa değerinin olağan dışı şekilde altında verilen ilanlara karşı temkinli yaklaşılması artık yalnızca ekonomik değil, hukuki bir zorunluluk haline gelmiştir.
Her ne kadar dijital dünya araç alım satım süreçlerini hızlandırmış ve kolaylaştırmış olsa da, dolandırıcılık yöntemlerini de daha profesyonel ve tespiti daha güç bir hale getirmiştir. Bu nedenle bugün ikinci el araç alım satımlarında yalnızca ekspertiz raporu veya piyasa değeri değil; ödeme sürecinin güvenliği ve işlemin hukuki zemini de önem taşımaktadır.
Hukuki güvenlik sağlanmadığı takdirde ise işlemin ardından geriye çoğu zaman yalnızca şu iki soru kalmaktadır:
“Araba nerede?”
“Para nerede?”