Karıncaya sormuşlar:
“Hayvanları anlatır mısın?”
Karınca şu cevabı vermiş:
“Hayvanlar ikiye ayrılır.
Birinci grupta aslan, kaplan ve timsah gibi şefkatli, merhametli ve iyi huylu hayvanlar vardır. İkinci grupta ise tavuk, kaz ve ördek gibi zalim, yırtıcı ve canavar hayvanlar bulunur.”
İlk bakışta gülümseten bu kısa hikâye:
Neyin tehdit, neyin güvenli, neyin iyi, neyin kötü sayıldığı bakış açısına bağlıdır.
Kime göre, neye göre?
İnsan da karınca gibidir.
hayatı her zaman kendi konumundan, kendi penceresinden değerlendirir.
O pencerenin yüksekliği, genişliği ve camının ne kadar berrak olduğu, gördüklerimizi ve yorumlarımızı doğrudan etkiler.
Aslan, kaplan ve timsah karıncanın hayatı için doğrudan bir tehdit oluşturmaz.
Karıncanın dünyasına müdahale etmezler.
Bu nedenle karıncanın gözünde korkulması gereken varlıklar değildirler.
Buna karşılık tavuk, kaz ve ördekler her an karıncanın üzerine basabilecek kadar yakındır.
Bir gaga darbesiyle tüm düzenini yok edebilecek potansiyele sahiptirler.
Karıncanın dünyasında asıl zalimler onlardır.
Karıncanın algısında zalimlik, güçten değil temastan doğar.
İnsanın penceresinden bakıldığında ise tablo tamamen değişir.
Aslan, kaplan ve timsah güçlü, yırtıcı ve korkutucu canlılar olarak algılanır.
Tavuk, kaz ve ördekler ise uysal, sevecen ve faydalı hayvanlar olarak görülür.
Burada belirleyici olan, bir davranışın karşı tarafın hayatında neye karşılık geldiğidir.
Kimi zaman iyi niyetle söylenen bir söz, muhatabının dünyasında derin bir yara açabilir. Bazen önemsiz görülen bir davranış, başkası için ciddi bir sarsıntıya dönüşebilir.
Çoğu çatışmanın ve kırgınlığın temelinde kötü niyetten çok, bakış açılarının çarpışması yatar.
Bu nedenle yargılamadan önce durup düşünmek gerekir:
Ben hangi pencereden bakıyorum?
Karşımdaki hangi pencereden bakıyor?
Empati, olaylara başkasının penceresinden bakabilme becerisidir.
Belki de bu sayede haklı olmaktan çok adil olmayı öğrenebiliriz.
Çünkü empati gelişmedikçe insanlar kendi doğrularını mutlaklaştırır;
Kendi sevinçlerini ve korkularını evrensel sanır.
Oysa adalet, yalnızca haklı olmayı değil, karşıdakinin hakikatini de görebilmeyi gerektirir.
Belki de asıl mesele şudur:
Dünyayı değiştirmeye çalışmadan önce, kendi penceremizin farkına varmayı öğrenmeliyiz.
Selam ve dua ile...