Akka kalesinin doğusunda bir pınar başında çeşme ve yanında mescid varmış. Bu mescidi Müslüman ve kâfirler ortak kullanırmış, herkes namaz zamanı kendi yönüne dönermiş.
Buradan anlıyoruz ki yöneticiler halkı birbirine düşürmese farklı inançlardaki insanlar pekala birlikte yaşama kültürünü hayata geçirmişler.
Hatta Hunin ve Banyas diye belirttiği yerlerin arasında bir ova varmış bu ovanın vergisini Frenk ve Müslüman yöneticiler paylaşıyormuş. “Sürüleri birbirine karışmıştır, aralarında haksızlık olmaz” diyor.
Uzun bir deniz yolculuğundan sonra Sicilya’ya geliyorlar. Gemileri batma tehlikesi geçirmiş. Hatta önce kadınlar ve çocuklar denilerek tahliye bile yapmışlar.
Sicilya Kralı gelip kendilerini kurtarmış. 965-1072 yılları arasına Sicilya Müslümanların elindeymiş.
Normanlar 1072’de adayı 1091’de Palermo’yu Müslümanlardan almışlar fakat Müslümanlara adada yaşama izni vermişler.
Sicilya’nın Norman kökenli kralı en yakın danışmanlarını, komutanlarını hatta aşçısını Müslümanlardan seçmiş.
Hristiyan olmalarına rağmen ataları Vikinglerden getirdikleri kültürün Avrupanın diğer Hristiyanlarına göre Müslümanlara daha hoşgörülü yaklaşım geliştirmelerinde etkili olduğunu sanıyorum.
Belirtelim ki seyyahımız bu hoşgörüden memnun değil, Müslümanların kalbini Hristiyanlığa ısıtır diye çekiniyor.
Seyyahımızın uğradığı 1184 yılında Palermo’da Müslümanların camileri var, açıktan ezan okuyabiliyorlar. Fakat emirleri olmadığı için Cuma namazı kılmıyorlarmış.
Palermo, Palermo seyyahımız ilk kez burada Endülüs’ten bile güzel bağları bahçeleri olduğundan bahsetmiş.
Bu şehirde Hristiyan kadınların kıyafeti Müslüman kadınlar gibi, peçeleri de var diyor.
Sicilya’ya gelen Bizans soylularını anlatırken Rumlarda akraba evliliği olmadığını belirtmiş. Hatta Bizans ailesindeki kavgalardan kaçan bir prens Konya’ya gitmiş Müslüman olmuş amcasının kızıyla evlenmiş.
İbni Zür’a dan bahsedelim bitirelim. Bu kişi Müslüman bir fakih imiş. İşçileri ona sanırım psikolojik baskı yapmış ve o Hristiyanlığa geçmiş. Evinin yanında mescidi varmış onu kiliseye çevirmiş.
Kötülüğün dalaletin sonuçlarından Allaha sığınırız diyen İbni Cübeyr’e göre İbni Zür’a imanını gizlermiş. İncil’i ezberlediği için Hristiyanlar din işleri için ondan fetva almışlar. İslam diniyle ilgili sorulara da cevap veriyormuş. “İki dinde fetvaya yetkiliydi” diyor İbni Cübeyr.
25 Nisan 1185 günü Granada’ya dönen seyyahımız “Menzile varıp bastonu attık, yolculuk bitti.
Dönmekle gözlerimiz nurlandı” demiş. Granada’dan çıkıp tekrar geri dönmesi iki yıl üç buçuk ay sürmüş. İlginç gözlemleri var okunmasını dileriz.
İsmail POLAT
TARİHÇİ