Bir varmış, bir yokmuş; zamanın birinde, gümüş parıltılı kar kristallerinin diyarı olan uzak ve soğuk bir ülke varmış. Bu ülkenin tahtında, adaletiyle tanınan, vakur olduğu kadar şefkatli ve yardımseverliğiyle bilinen Karlar Kraliçesi otururmuş.
Karlar Kraliçesi, soğuk iklimin aksine sıcacık bir kalbe sahipmiş. Günün birinde, gökyüzüne uzanan sarp dağların tepesinde birikmiş dev kar kütleleri büyük bir gürültüyle harekete geçmiş.
Şiddetli bir çığ, vadideki köylerin üzerine bir kâbus gibi çökmüş ve birçok evi harabeye çevirmiş. Karlar Ülkesi’nin halkı, dondurucu soğuğun ortasında bir anda evsiz ve çaresiz kalmış. Bu büyük felakete acil bir çözüm bulmaları gerekiyormuş.
Köylülerin aklına ilk gelen isim, her zaman sığındıkları liman olan Karlar Kraliçesi olmuş. Perişan haldeki insanlar, umutla sarayın devasa kapılarına kadar yürümüşler. Sarayın girişinde onları kraliçenin sadık vezirleri karşılamış.
Vezirlerden biri, halkın bitkin yüzlerine bakarak:
—Karlar Kraliçesi’nin huzuruna mı çıktınız?
Çaresiz insanlar, yorgun bir ifadeyle başlarını sallayarak onay vermişler. Vezirler, ağır mermer kapıları iki yana açarak yolu göstermiş:
—Kraliçemiz şu an odasında istirahat ediyor, az sonra taht salonuna teşrif edecektir. Lütfen siz şöyle buyurun, koltuklarda dinlenin,demişler.
İnsanlar, yanan şöminelerin sıcaklığıyla ısınan salonun konforuna sığınmışlar. Çok geçmeden Kraliçe, zarafetle odasından çıkıp tahtına oturmuş. Halkının endişeli bakışlarını görünce bir sorun olduğunu hemen sezmiş ve buğulu sesiyle konuşmuş:
—Beni beklediğinizi biliyordum. Anlatın lütfen; bu telaşın sebebi nedir? Karlar Ülkesi’nde sükûneti bozan bir hadise mi yaşandı?
Halktan bir temsilci, hüzünle öne çıkarak durumu arz etmiş:
—Yüce Kraliçem, dağın zirvesinden kopan devasa bir çığ evlerimizi yerle bir etti. Dışarıda dondurucu bir soğuk, içeride ise sönmüş ocaklarımız var. Ne yapacağımızı bilemedik ve çareyi sizin engin merhametinize sığınmakta bulduk.
Karlar Kraliçesi, bir an sessizliğe bürünüp derin düşüncelere daldıktan sonra yüzünde huzur veren bir tebessümle cevap vermiş:
—Mademki felaket kapınızı çaldı ve yuvalarınız yıkıldı, o halde benim size bir teklifim var. Bu devasa sarayda tek başıma yaşamaktan uzun zamandır yorulmuştum; duvarlar benim yalnızlığımla yankılanıyordu.
Evleriniz yeniden inşa edilene kadar sarayımın kapıları size ardına kadar açıktır. Benimle burada kalmak ister misiniz?
Bu cömert teklif karşısında insanların gözleri parlamış. Sevinç ve minnetle bu daveti kabul eden halk, Kraliçe’ye sevgiyle sarılmış.
O günden sonra saray, sadece bir yönetim merkezi değil; dayanışmanın ve dostluğun paylaşıldığı sıcak bir yuvaya dönüşmüş.
İNEGÖL OKYANUS KOLEJİ 7.SINIF ÖĞRENCİLERİNDEN
DERİN ŞEN