Açık konuşalım…
Hepimizin bir yakını ya da sevdiği biri vefat etmiştir.
Ömrünü yalanla, riyayla, ah alarak, hak yiyerek geçiren birinin; son nefesinde iyi bir insan olması beklenemez.
Toprağa diken ekip gül biçen bir çiftçi yoktur.
Toprağa ne ekersen, onu verir.
Kalp de böyledir.
İçine ne doldurursan, son nefesinde onu söyler.
Hayat, filmlerdeki gibi son sahnede değişmez.
İnsan nasıl yaşarsa, öyle ölür.
Nasıl alıştıysa, öyle gider.
Aslında mesele nasıl öleceğimiz değildir.
Mesele, bugün nasıl yaşadığımızdır.
Çünkü ölüm bir sonuçtur.
Evliya gibi ölmek istiyorsan, evliya gibi yaşamak gerekir.
Kalbi taşlaşmış birinin, son nefesinde pamuk gibi olacağına inanamazsın.
Çünkü ölüm, bir anda başka birine dönüşme anı değildir.
Ölüm, hayatın özetidir.
Ölüm, hayattan bağımsız değildir.
Nasıl yaşadıysanız, öyle öleceksiniz.
Kalbiniz neyin ritmiyle attıysa, son nefesiniz de o ritmi taşıyacaktır.
Çünkü ölüm, yaşamın aynasıdır.
Çünkü insan, son nefesinde başka biri olmaz.
Sadece, ömrü boyunca kim olduysa ona dönüşür.
“Mekânı cennet olsun…”
Sanki bu dünyadan göçen herkes birer ermiş…
Herkes merhamet timsali…
Herkes tertemiz…
Elbette tövbenin kapısı açıktır.
Elbette Allah’ın rahmeti sonsuzdur.
İlahi adalet, insanın niyetini de istikametini de bilir.
Ama insanın kalbi bir anda değişir mi?
Taşlaşmış bir gönül, yılların alışkanlığını bir nefeste bırakabilir mi?
Dili neye alıştıysa onu söyler.
Kalbi neyle dolduysa onu taşır.
Ruhu neye secde ettiyse, son nefesinde ona döner.
Öyleyse mesele, bir gün güzel ölmek değildir…
Bugünden güzel yaşayabilmektir.
Son gözyaşı pişmanlık mı, yoksa korku mu?
Peygamber Efendimiz hadis-i şerifinde buyurur:
“Kişi nasıl yaşarsa öyle ölür, nasıl ölürse öyle diriltilir.”
Selam ve dua ile…

İlhan Tatlı