Birçok ülke gitme fırsatım oldu.
Özellikle Müslüman coğrafyalarda kalbimi en çok sızlatan sahne hep aynıydı:
Bir tarafta "Bismillah" diyerek tetiğe basanlar,
diğer tarafta "Allahuekber" diyerek can verenler…
Kıblesi, rengi, dili, inancı, düşüncesi aynı olan bu insanlar nasıl olur da birbirinin en büyük celladı haline gelebilir?
Bu yakıcı sorunun cevabını anlamak için aslında çok uzağa bakmaya gerek yok.

Bir cam kavanoz hayal edin.
İçinde yüzlerce kırmızı ve siyah karınca...
Kavanoz masanın üzerinde durduğu sürece,
ne kırmızının siyahla bir derdi vardır ne de siyahın kırmızıyla.
Kendi yollarında, barış içinde yaşayıp giderler.
Ta ki bir el uzanıp o kavanozu sertçe sallayana kadar.

Sarsıntı başladığında dünya başlarına yıkılır.
O kaos anında, kırmızı karınca yanındakine "Bunu sen yaptın!" diyerek saldırır.
Siyah karınca, can havliyle karşısındakini düşman beller.
Oysa gerçek düşman ne kırmızı nede siyahın karıncadır.

Gerçek suçlu; dışarıda durup o kavanozu sarsandır.
Düşman kargaşadan beslenen o gizli eldir.

Bizler çoğu zaman bu kavanozun içinde sıkışmış gibiyiz.
Komşumuzla, kardeşimizle ya da farklı düşüncedeki bir dostumuzla kavgaya tutuştuğumuzda başımızı kaldırıp camın dışına bakmayı unutuyoruz.

Bize sunulan nefret söylemleri ve ayrılıkları mutlak gerçek sanıyoruz.

Unutmayalım ki; toplumlar sorgulamayı bıraktığında,
başkalarının yazdığı karanlık senaryolarda figüran olmaya mahkûm kalırlar.

Bugün sosyal medyanızda, mahallenizde veya ülkenizde bir nefret dalgası seziyorsanız; yanınızdakine saldırmadan önce durun ve kendinize şu soruyu sorun:
"Şu an bu kavanozu sallayan kim?"

Gerçek zafer, birini yok etmek veya haklı çıkmak değildir.
Gerçek zafer; kırmızının siyaha elini uzatıp, "Dur kardeşim, mesele sen değilsin, bizi birbirimize kırdıran sarsıntıdır" diyebilmesidir.

Biz içeride birbirimizi tüketirken,
dışarıdaki o el memnuniyetle bizi izlemeye ve
bizim kaybımızdan kazanç sağlamaya devam eder.

Unutmayalım ki; biz birbirimize düştüğümüzde, kazanan asla biz olmayacağız.
Rengimiz, inancımız veya düşüncemiz ne olursa olsun; hepimiz aynı gemide, aynı sarsıntıyla sarsılıyoruz.
Başımızı kaldırıp camın dışındaki o ele hep birlikte "Dur!" diyebildiğimiz gün,
kavanoz yeniden huzura kavuşacaktır.

Selam ve dua ile…