Fransa’nın başkenti Paris’te, Eyfel Kulesi’ni ziyaret ettiğim esnada,
Millî Görüş camiasından bir hocanın öğrencilerine ders verdiğini gördüm.
Türk olduklarını fark edince selam vererek yanlarına yaklaştım.
Hoca, gençlere hayatın en yalın gerçeğini şu sözlerle anlatıyordu:
“Sevgili Gençler!
Hayat, bazen sütliman bazen de hırçın dalgalarla dolu uçsuz bucaksız bir deniz gibidir.
Hepimiz bu denizde kendi sandallarımızı yüzdürmeye çalışıyoruz.
Bu yolculukta öyle insanlar biriktirin ki;
Paranız bittiğinde, güzelliğiniz solduğunda veya şöhretiniz yok olduğunda yanınızda kalsınlar.
Herkesin, gün gelip dertlerini dökebileceği güvenilir bir omuza ihtiyacı vardır.
O omuz; sizi siz olduğunuz için seven, başarınızı alkışladığı kadar başarısızlığınızda da elinizi bırakmayan kadim bir dostun omzudur.
İnsan, varlık içindeyken etrafını saran kalabalığın samimiyetini ölçemez.
En büyük yanılgımız, bu kalabalığı dostluk sanmaktır.
Oysa kalabalıklar çoğu zaman menfaatçi olurlar.
Alkışlar, çıkarların olduğu yerde yükselir.
Para bitince kapılar kapanır.
Şöhret sönünce adınız dillerden silinir.
Eğer hayatınızı doğru insanlarla örmüşseniz,
Kaybettiklerinizin yerini samimi bir dost sesi doldurur.
Eğer yanınızdakiler sadece 'iyi günün yolcuları' ise kendi kalabalığınızda bile yapayalnız kalırsınız.
İnsan, sahip olduklarıyla değil;
Kaybettiklerinden sonra yanında kalanlarla ölçülür.
Gerçek dostluk bollukta değil, yoklukta belli olur.
Birlikte gülmek kolaydır; asıl olan birlikte ağlayabilmektir.
En büyük zenginlik banka hesaplarında değil,
Yüreğimizde sakladığımız insanlardır.
Bizi olduğumuz gibi kabul eden,
Düştüğümüzde elimizi tutan,
Konuşamadığımızda bile bizi anlayan,
Dostlar edinin.
Zaman her şeyi değiştirir,
Bu yüzden seçimlerinizi dikkatle yapın.
Sizi varlığınızda değil,
Yokluğunuzda da özleyecek insanlar biriktirin.
Henüz vaktiniz varken hayatın telaşından sıyrılıp çevrenize bir bakın:
Yanınızdakiler size mi bakıyor, yoksa sahip olduklarınıza mı?
İyi insanları biriktirin;
Çünkü fırtına koptuğunda sizi kıyıya ulaştıracak olan geminizin büyüklüğü değil,
Mürettebatınızın sadakatidir.” Dedi.
Uçağımın saatinin yaklaşması nedeni ile, çok istememe rağmen hocayı sonuna kadar dinleme imkânım olmadı. Dinlediklerimi sizlerle paylaşmış oldum.
Selam ve dua ile...
**