"Ölmeden önce ölünüz."
Bu hadis-i şerifi tecrübe etmek istedim.
Mezarlığın yolunu tuttum.
Kazılmış boş bir mezarın içine girdim.
Kabrin o derin sessizliğine sığındım.
Hayata bir süreliğine mola verdim.
Dünyayı ve içindekileri geride bıraktım.
İnsanlarla olan tüm iletişimimi kestim.
Ölüleri dinlemeye çalıştım;
Bir fısıltı, bir haber, ahiretten sızan bir ışık aradım.
Orada sadece muazzam bir sessizlik vardı.
Hiç kimse benimle konuşmadı.
Hiçbir ses yankılanmadı.
Beni duyup duymadıklarını bilmiyorum.
Seslendim ama cevap veren de olmadı.
Herhalde o an herkes kendi hesabıyla çok meşguldü.
Dışarıdaki egolarım, bitmek bilmeyen hırslarım,
dünya telaşelerim, o dar çukurun başında beni terk etti.
Anladım ki gidenler için söz bitmiş, amel başlamıştı.
Onların sessizliği sanki bana nasihatti.
"Hâlâ vaktin varken yaşa, ama insan kalarak yaşa."
Mezarın içinden bakınca;
Uğruna ömür tükettiğim para ve malımın, yaptığım o büyük kavgaların, verdiğim o büyük mücadelenin ne kadar da küçük ne kadar da anlamsız olduğunu gördüm.
Toprağın altı konuşmuyor dostlar;
Çünkü konuşma sırası hâlâ bizde.
Onlar cevap vermiyor.
Çünkü imtihan kâğıtlarını çoktan teslim ettiler.
Bu yazı bir uyanış çağrısıdır.
Bugün kendinize bir iyilik yapın:
Benim gibi deli olmanıza gerek yok.
Ölmeden önce ölmek için mezara girmenize de gerek yok.
Kibrinizi, nefretinizi ve dünyevi hırslarınızı bırakın.
Dünya malı için değil, iyilikte yarışın.
Yetim ve mazlumlara kol kanat gerin.
Zulüm etmeyin. Merhamet sahibi olun.
Ne kırın nede kırılın.
Ne zulüm edin nede zulme uğrayın.
Hayırlı ve güzel işleri yapın.
Hakkı ve sabrı tavsiye edin.
Kendinizi vaz geçilmez sanmayın.
Gördüm ki mezarlıklar;
Kendisini vazgeçilmez sanan insanlarla dolu.
Anladım ki;
Hayat sandığımızdan da çok daha kısa.
Selam ve dua ile…