HZ. ÎSÂ VE O’NUNLA KONUŞAN BİR KURU KAFA
Zehretü’r-Riyâz adlı eserde zikrolunduğuna göre Vehb bin Münebbih aydur kim bir gün Îsa –aleyhisselâm- “Beytü’l-Makdis =Mescid-i Aksa” civarında seyehat ederken (dolaşırken) bir dereye vardı. Gördü ki (dere kenarında) bir âdem-oğlunun çürümüş başı (ve kemik haline gelmiş bir iskeleti), yerde yatur. Ol başın sahibi, hod (gerçekten) toprak olmuştu. Hemîn (sadece) başın kafesi (yani: kafa tası), vardı ortada…
Îsa-aleyhisselâm (gördüğü bu kafatasının kime ait olduğunu merak ve) taacüp ittü. (ve kendi kendine: acaba bu kafatası, kime aittir ve ne zamandan kalmıştur? deyû…
Duru geldi ve ayağa kalktı; abdest, aldı; iki rek’at namaz kıldı ve Hak Teâlâ’dan diledi kim bu kuru kafaya Rabbim, hayat vire… kim göreyim ve öğreneyim (Kuru kafa sahibi), hangi kavimdendür? Ne din üzerine yaşamıştur? Hâl-i hayatı nice idi? Ölüm şiddetini nice gördü? Nezi’hâleti, kendine şedit mi oldu? Yoksa geniş ve kolay mı oldu?
Kabrin zulmetini nice gördü? Münker-Nekîrin süallerine cevap virdi mi? Yahut (yoksa) virmedü mi? Cehennem azabın, gördü mü? yahut (yoksa) görmedi mi? (Evet bütün bu süallere zihninde cevap arayan Îsa -aleyhisselam- hâtiften gelen bir ses (ile irkildi. Çünkü bu ses):
- Ya Îsa! (Cevabını beklediğin bütün bu soruları o kuru kafa tasına sor… Her ne dilersen anları da yine bu kuru kafa tasına sor, (sana o, cevap virsün Bunun üzerine) Îsa -aleyhisselâm, elini kuru kafa tasının üzerine kodu ve ayıttı: - Allah için söyle bana.. O anda kuru kafa tası dile geldi ve “Lebbeyk Ya ruhullah!
= Emret ve buyur Ey Allah’ın ruhu!” dedi (ve sözüne şöyle devam etti): - Sor! Bana… Her ne ki sorarsan cevabın sana ayıda vereyim.. Îsa Peygamberaleyhisselâm, ayıttı:
- Sana ne oldı (böyle) yerde yatursın? Kuru kafa tası ayıttı ki Yâ Ruhullah! (Kabre konduktan sonra bir müddet geçince) saçım döküldü; beynim eriyip aktı; etim eridi; üzerime yağmurlar yağdı; söküklerim (eklem yerlerim), dağıldı.
Bunun üzerine Îsa Peygamber -aleyhisselâm, ayıttı: - Sen hangi peygamberin kavmindensin?
Deyince kuru kafa tası, ayıttı: - Ben, İlyas Peygamberin kavmindenüm… (Peki) sen, öleli ne denlû müddet oldu?
Kuru kafatası ayıttı: - Bunu, bilmezem.; lâkin yetmiş yıldır cehannem azabındayım.
Îsa Peygamber –aleyhisselâm, ayıttı: - Diriliğin (yani: dünya hayatın), nice idi?
(Cevaben) kuru kafa tası ayıttı: - Ben, yâranlarumla işret ider ve (içki içerek aramızda eğlenirdik). Aralarında (bulunurken gün geldi ben), hastalandım.. Tarılgandım (yani: darlığa ve sıkıntıya düştüm). Yerin genişliği bana tar oldu. Ağrılar ve illetler, her kıbelden (her taraftan üzerime) geldi. Gözümün yaşı akar oldu. Karındaşlarım ve de yaranlarum, cem olup geldiler ve tabipler getürdiler; (ancak) anlardan bana (hiç) fayda olmadı “Lem yezel= aralıksız” ve devamlı üzerime ölüm şiddeti, ziyade oldu..
GÜNCELLEŞMİŞ ÖZET YORUM:
Bu bölümde Noktacı Kasım Efendi, meşhur Arap kıssacısı Vehb bin Münebbih’e atfen Hz. Îsâ ile ilgili bir kıssa anlatmaktadır. Görüldüğü üzere Hz. Îsa, Kudüs’te Mescid-i Aksa civarında dolaşırken dere kenarında ölmüş bir insanın kafa tası iskeletine rastlamıştır. Bu arkeolojik buluntu yoluyla hem geçmişe dair bilgi edinmek istemiş ve hem de ölüm ötesi hayat hakkında aydınlanmak istemiştir.
Arzusunu Yüce Allah’a arzedince istediği bilgilerin, kendisine karşılaştığı bu kuru kafa tası tarafından verileceği bildirilmiştir. Gerçekten Hz. İsa-aleyhisselâm, ölüm ve ölüm ötesi hayatla ilgili aklına takılan bütün süalleri, bu kuru kafaya sormuş ve cevaplarını da dile gelen bu kuru kafa tasından almıştır.
RECEP AKAKUŞ Hocanın eserinden düzenleyip yayına hazırlayan
Ayhan Talha Bayraktar