Ravdat’l-Ulemâ adlı eserde yer alan bir rivayettür: Hak Teâlâ-celle ve alâ Şûrâ Sûresi’nin (1-2 )nci âyet-i kerîmelerinde meâlen buyurur kim:
“Ha-Mîm-Ayn-Sîn-Kâf. Sana da senden evvel gönderilmiş olan peygamberlere de vahyedilen temel gerçek, Yüce Allah’ın azîz ve de hakîm olduğu gerçeğidir.
(Bir diğer ifdeyle) Yüce Allah, şu varlık âleminde tek hâkim ve yeğâne mutlak güç sahibidir. Her şeye o, hâkimdir. Aynı zamanda yaptığı bütün tasarruflar, bir hikmete dayanır. (Kesinlikle ondan), sebepsiz ve de gereksiz hiç bir iş sadır olmaz.”
Ebu’l-Leyses-Semekandî, bu konuda şu açıklamayı yapar ve aydur: Âyet-i kerîmede yer alan“Ha” harfi, Allah’ın“Hilm” sıfatını; “Mîm” harfi, Allah’ın“Melik” sıfatını; “Ayn” harfi, Allah’ın“İlim” sıfatını; “Sîn” harfi, Allah’ın“Senâ” sıfatını ve“Kâf” harfi de Allah’ın “Kudret” sıfatını remz ve sembolize etmektedir.
Buna göre bu “Hurûf-ı Mukatta’a”nın tefsir ve yorumu şöyle olur: “Hilmim, melikliğim, ilmim, ululuğum ve kudretim hakkı içün haber veriyor ve ilân ediyorum ki: Lâ-İlâhe İllallâh, Muhammedü’r-Rasûlüllâh…. diyen kimseleri azap etmeyeceğim
Diğer yandan Âlü-İmran Sûresi’nin 191 nci âyet-i kerîmesinde Hak Teâlâ, buyuruyor ki “Gerçekten sağ duyulu mü’min kişiler, ayakta dururken de otururken de ve yanları üzerine yatarken de dâima Allah’ı anar ve zikrederler; göklerin ve de yerin yaratılışını düşünüp tefekkür ederler; bu hususta kendilerini Allah’ın varlığına götürecek olan tüm tabiat olaylarını iyice ve derinden derine düşünürler; mutlak gerçeği sezmek ve anlamak konusunda ciddî gayret sarfederler Ardından da yüce Allah’a yönelerek:
- Ey Rabbimiz! Hiç şüphesiz sen bunları, yani: gökleri ve yeri, boşuna sebepsiz yere yaratmadın… Sen, asla, bâtıl ve luzumsuz şeyler, yaratmadın ve de yaratmazsın.
Çünkü sen, batıl ve lüzumsuz şeyleri yaratmaktan münezzehsin ve de berîsin….. Yâ Rab! Bizi, cehennem azabından koru…”
Abdullah bin Abbas-radıyallahü anh-aydur kim (burada) zikredin Allah’ı demek:
“Gecede, gündüzde, berde ve bahirde = karada ve denizde, seferde ve hazerde, ğınâda ve fakrda=zenginlikte ve fakirlikte, sağlıkta ve hastalıkta, sırda ve aleniyette=gizli ve de âşikâr durumlarda dâima: “Lâ-İlâhe İllallâh” kelimesinden gafil olmamak, gerektir…
Mü’min, her hâl-ü kârda zâkir ola…
GÜNCELLEŞMİŞ ÖZET YORUM:
Noktacı Kasım Efendi bu ara bölümde Şârâ Sûresinin 1. ve 2. âyet-i kerîmeleri ile Âlü İmrân Sûresi’nin 191. âyet-i kerîmesine dayalı olarak gerçeğe ulaşmanın yolu olarak zikri, önermektedir. Şüphesiz bu zikrin de Yüce Allah’ın “Hilim, Melik, İlim, Senâ ve Kudret” gibi… sıfatlarının göz önünde tutularak yapılması ön görülmüştür.
Kişi, otururken, yatarken, yürürken, her hâlü-kârda, Allah’ı zikretmeli; bu arada yer ve gök yüzündeki hareketler, oluşumlar ve de değişimler, izlenerek Yüce Alllah’ın azamet ve kudreti, müşâhede planında seyredilmelidir.
Şu kadar var ki bu seyrin gerçekleşmesi için hareket noktası, tevhid inancının dil ile ifadesi olan “Lâ- İlâhe İllallâh Muhammedü’r-Rasûlüllâh” anahtar cümlesini kullanarak nazargâh-ı ilâhî olan kalbin nurlandırılması ve kalb gözünün açılmasıdır.
RECEP AKAKUŞ Hocanın eserinden düzenleyip yayına hazırlayan
Ayhan Talha Bayraktar