“Sürdürülebilir büyümenin görünmeyen gücü.”

Türkiye mobilya sektörü bugün 4,5–5 milyar dolar ihracat yapıyor.
Dünya pastasından aldığımız pay %2–3 bandında.

İnegöl ise bu ihracatın yaklaşık %18–20’sini tek başına gerçekleştiriyor.
800 milyon – 1 milyar dolar aralığında bir hacimden söz ediyoruz.

Rakamlar güçlü.
Etkileyici.

Ama artık başka bir metrikle ilgileniyorum:

Kilogram başına değer.

Çünkü mesele artık kaç konteyner gönderdiğimiz değil;
o konteynerin içinde ne gönderdiğimiz.

Türkiye’nin genel ihracat ortalaması kilogram başına 1,5–1,7 dolar seviyesinde.
Mobilya bunun bir miktar üzerinde.

Ancak Avrupa markalarına baktığınızda tablo değişiyor.
Aynı ağırlıkta bir ürün, iki katına, hatta üç katına satılabiliyor.

Bu fark marangozluk farkı değil.
Bu fark tasarım farkı.

Üretim Gücümüz Var. Peki Konum Gücümüz?

İnegöl’ün üretim kabiliyeti tartışılmaz:

  • Esnek üretim altyapısı var.

  • Güçlü bir yan sanayi ekosistemi var.

  • Hızlı model geliştirme refleksi var.

  • Köklü bir fuar kültürü var.

Ancak yeni dünya artık şunu sormuyor:

“Ne üretiyorsun?” değil.

“Sen kimsin?” diyor.

Konum soruyor.
Marka dili soruyor.
Hikâye soruyor.
Tasarım tutarlılığı soruyor.

Bir koltuk üretmek zor değil.
Ama o koltuğu Berlin’de, Milano’da ya da Dubai’de tanınabilir kılmak başka bir mesele.

Tasarım pahalı görünmek değildir.
Fikri değerli hâle getirmektir.

Katma Değer Gerçeği

Dünya mobilya ticareti yaklaşık 500 milyar dolar.

  • Çin hacimle büyüyor.

  • Almanya ve İtalya marka değeriyle konumlanıyor.

  • Polonya üretim gücünü AB entegrasyonuyla birleştiriyor.

Biz nerede duruyoruz?

Biz üretim esnekliğiyle güçlü bir yerdeyiz.
Fakat üst lige çıkmak istiyorsak bir tercih yapmak zorundayız:

Daha çok model mi?
Yoksa daha net bir tasarım dili mi?

Model sayısı marka inşa etmez.
Tutarlılık eder.

Trend değişir.
Renk değişir.
Kumaş değişir.

Ama iyi tasarım zamana direnir.

Tasarım Masanın Ortasında Olmalı

Tasarımı artık “ürün departmanının işi” olarak görmüyorum.
Bu bir yönetim meselesidir.

Eğer tasarım:

  • Ar-Ge gibi ele alınmıyorsa,

  • KPI’larla ölçülmüyorsa,

  • Şirket stratejisinin merkezinde konumlanmıyorsa,

o zaman sadece görsellik üretir.
Değer üretmez.

İnegöl’ün ikinci sıçraması üretimle olmayacak.
Üretimi zaten biliyoruz.

İkinci sıçrama, tasarım zihniyetiyle olacak.

Kolektif Akıl Meselesi

Üretici ile tasarımcı aynı masada buluşmazsa,
Genç tasarımcı sektöre entegre edilmezse,
Tasarım yatırımı ölçülmezse,

biz hızlı üretmeye devam ederiz;
ama geç değer kazanırız.

Tasarım bireysel bir yetenek değildir.
Bir ekosistem işidir.

Benim Derdim

Ben İnegöl’ün sadece bir üretim üssü olarak anılmasını istemiyorum.

Ben “İnegöl tasarım dili” diye bir kavramın oluşmasını istiyorum.

Bu zor bir hedef.
Ama imkânsız değil.

Çünkü:

Altyapı var.
İnsan kaynağı var.
Sanayi kültürü var.

Eksik olan şey:
Ortak vizyon ve cesaret.

O gün geldiğinde biz daha fazla ürün değil,
daha fazla marka ihraç edeceğiz.

Son Söz

Tasarım bir lüks değildir.
Bir zorunluluktur.

Sürdürülebilir ihracat artışı;
daha fazla konteynerle değil,
daha yüksek katma değerle sağlanır.

Ve katma değerin anahtarı net: TA-SA-RIM.

İnegöl üretim gücünü tasarım vizyonuyla birleştirdiği gün,
Türkiye mobilyası sadece mobilya satmayacak.

Kimlik satacak.
Hikâye satacak.
Marka satacak.

Ve işte o zaman gerçek rekabet başlayacak.

Ercan ÇİĞDEM
İç Mimar & Tasarımcı