Ali –radıyallahü anhü- Resûlüllah’tan aldığı bu telkîni, (zikrin edâ ediliş tarzını),Hasan-ı Basrî’ye (intikal ettirdi ve O’na ) telkîn eyledi. O da, Habîbü’l-Acemî’ye telkîn eyledi. Ardından da sırasıyla: Dâvû-u Tâî, Ma’rûf-u Kerhî, Sırrı-i Sakatî, ve Cüneyd-i Bağdâdî’ye kadar bu telkîn -aynı ölçüler içinde- devam ittü. Şeyhten şeyhe itikal eyleyen bu telkîn keyfiyeti, günümüze kadar devam ede gelmiştir.

Şeyh olacak kişi, kâmil bir şeyhin elin tuta…. Tevbe ide…. Şeyhin, kâmil olması, en başta gelen bir şarttır. Ulûm-u bâtında ve ulûm-u zâhirde dahî şeyh olacak kişi, bir başka şeyh-i kâmilden el alması gerektür. Meczûb-u gayr-i sâlik, şeyhûhata -aslalâyık olmaz; lâbüd şeyh, ehl-i sülûk ola…. Bunda da (meczûbiyyet konusunda) da şu dört vecih vardır:


a) Meczûb-ı Sâlik, b) Meczûb-ı Gayr-i Sâlik, c) Sâlik-i Gayr-i Meczûp, d) Gayr-i Sâlik ve Gayr-i Meczûp. Sâlik-i Meczûp (bir diğer ifadeyle) meczûb-ı sâlik, şeyhûhata lâyık olmaz; sebebi budur, kim ne denlû maksud hasıl ola (bu husus bilinmez). Çünkü o, tarîkı bilmez (Halbu ki) şeyh oldur kim, terbiyet itmeğe kâdir ola.. Meczûp, gördü mü ki terbiyet ide… Şeyh, terbiyet ide bilmeye muktedir olmalıdır.


(Diğer yandan) şeyh, âlim olmalıdır. Fakat her âlim de şeyh olmaz… Her âlim ehil değildir şeyh olmağa… Şeyh âlim ola… Çünki ferâiz ve sünneti, fark ide… Haram ile halalı, ayırt ide…. Müritlerin ahvâlin bile.. (Aynı zamanda) bir şayhin elin tutmuş ola… Elin tuttuğu şeyhin de mütâbeatı ve müteselsil olmak (olması) gerektür. (Bu teselsülün de) Resûlüllah -sallallahü aleyhi ve selem-le kadar ulaşması ve de teselsülü gerektir.


Şeyh (olan kişi), az uyuya… Az yiye…. Sükûtu, Fikret ola… Sözü, hikmet ola…. Nazarı, ibret ola… Hem sabûr ve hem de şekûr ola… Kanâat ide… Kendinde ef’âl-i hamîde ola… Sabır, şükür, tevekkül, yakîn, kanâat, zühd, hılim, tevâzu, sıdk, ihlas, hayâ, vekar, hizmet, ülfet, kerem, fütüvvet, mürüvvet, meveddet, cûd, afv, sehâ, vefa, telattuf, tevkirü’l-ihvân, ta’cîlü’l-meşâyıh, terâhımü’l-fakîr, hüsnü’l-hulk ve afîf ola…Şeyhte ucüp olmaya… Gıll-ü gîş olmaya…. Hased olmaya…. Hubb-ı câh olmaya…Hubb-u mâl olmaya Hubb-u dünya olmaya… Hubb-u riyaset olmaya.. Bir nesneye karşı acûl olmaya…


(Söz konusu bütün) bu sıfat-ı hamîdeler, kırk kadar sıfattır. Bunların hepsi, şeyh olacak kişide bulunmak gerektir ki şeyhûhata layık ola… “Sıfât-ı Zemîme” tabir edilen (kötü) sıfatlardan bir teki dahî şeyh olacak kişide bulunursa o (kişi), şeyhliğe lâyık olmaz….

(Şeyhliğin) şartlarından dır ki şeyh, kemâl ile muttasıf ola.. kim meşihata lâyık ola bilsin… Vallâhüâ’lem… (yani: en iyisini ve en doğrusunu Allah, bilir)

GÜNCELLEŞMİŞ ÖZET YORUM:


Bu ara bölümde Noktacı Kasım Efendi, şeyhin niteliklerini dile getirmiştir.
Seyr-i sülâk hakkında verdiği bilgiler dikkat çekicidir. Şeyh için sıralanan 40
kadar sıfatın bulunduğuna işaret ettikten sonra şeyhin hem âlim ve hem de
ilmiyle âmil olması gereğini vurgulamıştır.

Sonuç olarak şeyh olacak kişi, “Ahlâk-ı Hamîde” adı verilen güzel ahlâkî hasletlere sahip olmalı; buna karşın “Sıfât-ı Zemîme” adı verilen kötü huylardan da uzak olması şarttır. Seyr-i sülûk çizgisinde inâbe almış olmalı ve bu yolu izleyerek müritlerini terbiye etmelidir. Kur’an-Kerîm ve Sünnet-i peygamberî çizgisi, asla terk edilmemelidir.

RECEP AKAKUŞ Hocanın eserinden düzenleyip yayına hazırlayan

Ayhan Talha Bayraktar

Kaynak: gencgazete.net