Kader ağlarının kötülükleri ördüğü, hayrın ve şerrin Allah’tan geldiğine inanıldığı, insanın müdahalesiyle önlenecek şeylerin önlenememesinin kadere yüklendiği bir coğrafyada yaşıyoruz. Olumsuzlukların önlenmesine yönelik tedbirlerin alınmadığı için sonucu kötü biten olaylara sebebiyet vermenin günahını kadere yüklemek, gerçek sorumluların ortaya çıkmasını engellediği gibi gerçek sorumluların cezasını çekmesini de engellemekte.

Tedbiri almayıp takdiri Allah’a bırakmak, inanç sisteminde adalet terazisinin dengesini bozmakta. Külli iradenin yanında cüzi irade ile insanlara verilen akıl yürütme, tedbir alma, çalışma, kazanma, üretme hasletleri de böylece insanların elinden alınmakta.

Cüzi iradenin yok sayılması, varlığın ve yokluğun kaderin eline terk edilmesi, yaşadığımız coğrafyayı; yokluğa, yoksulluğa, başkasının eline muhtaç olmaya, geri kalmışlığa terk ediyor. Bu bir nevi insanların üzerine ölü toprağı sermek anlamına geliyor. Bu zihniyeti inanç sisteminin merkezine alıp mal ve hizmet üretmeye çalışmak; küresel anlamda mal ve hizmet üretenler ile rekabet etmenin önünde en büyük engel olarak karşımıza çıkmakta.

Malların ve hizmetlerin üretimi, tüketimi ve yönetimi aşamalarının her kademesinde görev alanların kendine göre bir takın sorumlulukları var. Bir malın ya da hizmetin nihai tüketiciye ulaşıncaya kadar geçirmiş olduğu evreler toplam kalite sürecine göre gerçekleştirildiğinde başarısız girişimlerin ortadan kaldırılması söz konusu olabilir.

Toplam kalite süreçlerinin uygulandığı bir üretim tesisinde üretim süreçlerine yönelik gerçekleşen iyileştirme tedbirleri sorumluluk bilinci ile yapıldığında mal ve hizmetlerin üretiminde insan kaynaklı hataların sıfır olması amaç edinilmelidir. Bu çok iddialı bir yaklaşım ama öyle mal ve hizmetler var ki üretim süreçlerinde insan kaynaklı hataların sıfır olmasını zorunlu kılıyor.

Düşünsenize bir paraşüt üretim tesisinde çalışıyorsunuz ve bu tesiste insan kaynaklı hata oranın yüzde bir olduğu kabul edilse bile her yüz atlayışta bir kişinin ölmesi anlamı çıkar. Bu da o ürünün kullanımında ciddi sıkıntılara neden olabilir. O zaman bu sorunun çözümü için yöneticilerin ve çalışanların güvenli üretim, güvenli tüketim ve güvenli yaşam alanları oluşturmalarını zorunlu kılıyor.

Üretilen mal ve hizmetlerin yüzde bir insan hatasıyla üretilmesi; tüketimde insan hayatını ilgilendirmeyen mal ve hizmetler için anlamlı olabilir ancak üretilen mal ve hizmetlerin kullanımında insan hayatı mevzubahis olursa yüzde bir hata çok anlamlı bir hata olarak karşımıza çıkar. Bazen bazı rakamlar zihin algılaması bakımından hem anlamlı hem de anlamsız olabiliyor. Rakamların anlamları kullanılan ürünlerin sıklığına göre anlam farklılığı oluşturabiliyor.

Ülkemizde sonuçları çok ağır olan olaylar gerçekleşmekte. Fırat nehrinin kıyısında ki kuzunun sorumluluğunu üstlenen zihniyetten; üniversite eğitimini almak için şehrine gelen bir kız öğrenciyi koruyamayan, o kızın katili olan oğlunu koruyan, delilleri karartan devlet yöneticilerinin yönetime hâkim olduğu zihniyetine geldik.

Fırat nehrinin kıyısında ki kuzunun sorumluluğunu üstlenen zihniyetten; Soma’da kömür ocaklarında, Erzincan’da maden arama sahalarında gerekli tedbirler alınmadığı için ölen emekçilerin, yaşam döngüsü içinde hayatlarını kayıp etmelerinin normal kabul edildiği bir zihniyete evirildik. Bu da yetmezmiş gibi ölümlerin işin doğası gereği olduğu söylenerek tedbirsiz yaşamın günahının kadere yüklendiği bir zihniyetin hâkim olduğu bir ülkede yaşar hale geldik.

Fırat nehrinin kıyısında ki kuzunun sorumluluğunu üstlenen zihniyetten; Bolu Kartalkaya’da otelde çıkan yangında hayatını kaybeden insanların sorumluluğunu üstlenmekten kaçınan, sorumluların sorumluluğunu kabul etmediği vicdansız bir zihniyetin içine sürüklendik.

Fırat nehrinin kıyısında ki kuzunun sorumluluğunu üstlenen zihniyetten; okullarda işlenen cinayetlerin sorumluluğunu kabul etmeyen, işi inanç ve iman bağlamında değerlendirme cüretini gösteren bir anlayışın hâkim olduğu siyasi mülahazaların içinde yaşar hale geldik.

Bütün bu sonuçlar; sorumluluk bilinci içinde işini yapan yöneticilere, koltuktan güç alan değil koltuğa güç veren yöneticilere, koltuk sevdalısı olmayan hizmet sevdalısı olan yöneticilere ihtiyacımız olduğunu gösteriyor. Yöneticilerden onurlu davranış gösterip sorumluluk bilinci içinde hareket etmelerini bekliyor insanımız. İstifa mekanizması bir erdem göstergesidir, ne yazık ki bu erdemi gösterecek sorumluluk bilinciyle hareket eden yöneticileri mumla arar olduk.

ÖZER YILMAZ