Türkiye’de tarımın yaşadığı yapısal kriz, yalnızca makro ölçekte değil, yerel düzeyde de somut ve çarpıcı örneklerle kendini gösteriyor. Bu örneklerden biri de Bursa’nın önemli ilçelerinden İnegöl. Uzun yıllar boyunca hem tarımsal üretimi hem de gelişen sanayisiyle dengeli bir ekonomik yapı sergileyen İnegöl, son yıllarda bu dengenin hızla bozulduğu bir sürece girmiş durumda. Bugün ilçede yaşanan dönüşüm, yalnızca ekonomik bir yön değişimi değil; aynı zamanda verimli toprakların sistematik biçimde elden çıkarıldığı bir süreci ifade ediyor.
İnegöl Ovası, tarihsel olarak bölgenin en verimli tarım alanlarından biri olarak bilinir. Sebze, meyve ve özellikle hayvancılığa dayalı üretimle hem yerel ekonomiyi beslemiş hem de çevre illere önemli bir arz sağlamıştır. Ancak son yıllarda bu verimli araziler, hızla genişleyen sanayi bölgeleri ve konut projeleri için bir “yatırım alanı” olarak görülmeye başlanmıştır.

Tarım arazilerinin imara açılması, yalnızca üretim kapasitesini azaltmakla kalmıyor; aynı zamanda bölgenin ekolojik dengesini de geri dönülmez biçimde tahrip ediyor. Bu dönüşümün temelinde, Türkiye genelinde uygulanan ekonomik politikaların yerel yansımaları bulunuyor. Üretim yerine rantı önceleyen bir büyüme modeli, en somut etkisini toprak üzerinde gösteriyor.
Tarım arazileri, uzun vadeli üretim alanları olmaktan çıkarılıp kısa vadeli kâr getiren projelere dönüştürülüyor. İnegöl’de de benzer bir süreç işliyor: Bir zamanlar ekilen, biçilen, hayvancılıkla değerlendirilen alanlar; bugün fabrika arsalarına, depolara ya da lüks konut projelerine dönüşüyor.
Bu sürecin en önemli sonuçlarından biri, küçük üreticinin sistem dışına itilmesidir. Artan maliyetler, düşen kâr marjları ve belirsiz piyasa koşulları nedeniyle çiftçilik giderek sürdürülemez bir faaliyet haline geliyor. Mazot, gübre ve yem fiyatlarındaki artış, üreticinin maliyetlerini katlarken; ürününü satarken karşılaştığı fiyat baskısı, ithal edilen tarım ve hayvancılık ürünlerine uygulanan düşük vergiler nedeniyle ülke piyasasının altında bir fiyatla piyasaya sunulması emeğinin karşılığını almasını zorlaştırıyor.
Bu koşullarda birçok üretici, toprağını satmayı ya da kiralamayı daha “mantıklı” bir seçenek olarak görmeye başlıyor. Ancak bu bireysel kararlar, toplu olarak değerlendirildiğinde, tarımsal üretimin çözülmesine yol açan yapısal bir dönüşümü besliyor. Şimdiden gıda krizi kapımızda (!) demek müneccim olmayı gerektirmiyor. Savaş koşulları yaşayan birçok ülkeyi bile geride bırakan ve dünyada rekor kıran gıda enflasyonumuz (!) bizim için şaşırtıcı değil.
İnegöl’de tarım alanlarının kaybı yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir soruna da işaret ediyor. Tarımdan kopan nüfus, çoğu zaman sanayi sektöründe düşük ücretli ve güvencesiz işlere yöneliyor. Bu durum, bir yandan işçi sınıfını büyütürken, diğer yandan yeni bir kırılganlık alanı yaratıyor. Kendi toprağında üretici olan birey, kısa sürede ücretli emeğe bağımlı hale geliyor. Bu dönüşüm, yalnızca gelir düzeyini değil, yaşam biçimini de köklü biçimde değiştiriyor.
Sanayileşmenin kendisi elbette başlı başına bir sorun alanı değil. Ancak plansız ve kontrolsüz bir sanayi genişlemesi, uzun vadede hem ekonomik hem de çevresel maliyetler doğurur. İnegöl örneğinde, sanayinin tarım alanları pahasına büyümesi, bu maliyetlerin açık bir göstergesi. Verimli toprakların betonlaşması, yalnızca bugünün üretimini değil, geleceğin gıda güvenliğini de tehdit ediyor. Küresel ölçekte gıda krizinin giderek daha fazla tartışıldığı bir dönemde, yerel üretim kapasitesinin azaltılması, stratejik bir hatadır
Konut sektörü de bu dönüşümde önemli bir rol oynuyor. Artan nüfus ve yatırım odaklı konut politikaları, tarım arazilerinin imara açılmasını teşvik ediyor. Toprak, üretim aracı olmaktan çıkarılıp birikim ve spekülasyon aracına dönüşüyor. Bu süreçte kazananlar genellikle büyük yatırımcılar ve inşaat şirketleri olurken, kaybedenler hem üreticiler hem de tüketiciler oluyor. Çünkü yerel üretimin azalması, gıda fiyatlarının daha da artmasına zemin hazırlıyor.
İnegöl’de yaşanan bu dönüşüm, aslında daha geniş bir yapısal sorunun yerel bir yansımasıdır. Tarım politikalarının zayıflaması, planlama eksikliği ve kısa vadeli ekonomik hedeflerin uzun vadeli toplumsal ihtiyaçların önüne geçmesi, bu sürecin temel dinamiklerini oluşturuyor. Bu nedenle çözüm de yalnızca yerel düzeyde değil, daha bütünlüklü bir yaklaşım gerektiriyor.

Gıda Krizi ve Ne yapmalı?
Öncelikle tarım arazilerinin korunması, bir “tercih” değil, zorunluluk olarak ele alınmalıdır. Verimli toprakların imara açılmasını sınırlayan katı düzenlemeler, bu sürecin önüne geçmek için kritik önemdedir. Aynı zamanda tarımsal üretimi teşvik eden politikaların güçlendirilmesi, üreticinin toprağında kalmasını sağlayacak ekonomik koşulların yaratılması gerekir. Kooperatifleşme, doğrudan satış modelleri ve yerel üretim ağlarının desteklenmesi, hem üretici hem de tüketici açısından daha sürdürülebilir bir yapı oluşturabilir.
Bunun yanı sıra sanayi ve konut politikalarının da yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Planlı bir gelişim modeli, tarım, sanayi ve yerleşim alanları arasında dengeli bir dağılımı hedeflemelidir. Aksi takdirde kısa vadeli kazançlar uğruna uzun vadeli kayıplar kaçınılmaz olacaktır.
Sonuç olarak İnegöl’de tarım alanlarının sanayi ve konut sektörüne açılması, yalnızca yerel bir mesele değil; Türkiye’nin ekonomik yöneliminin somut bir göstergesidir. Bu süreç, üretimden uzaklaşan, rantı önceleyen bir modelin yarattığı sonuçları açık biçimde ortaya koyuyor. Bugün İnegöl Ovası’nda kaybedilen her bir dönüm toprak, yalnızca bir arazi parçası değil; aynı zamanda geleceğe dair bir imkânın da kaybıdır.
Tarımın gerileyişi kader değildir. Doğru politikalar ve toplumsal bir iradeyle bu gidişat tersine çevrilebilir. Ancak bunun için önce sorunun adını doğru koymak gerekir: İnegöl’de yaşanan, basit bir “gelişme” değil; verimli toprakların sessizce elden çıkarıldığı bir dönüşümdür. Bu dönüşüm, yalnızca bugünü değil, yarını da belirleyecek kadar kritiktir.
Okuma Önerisi: Agroekoloji: Başka Bir Tarım Mümkün, Tayfun Özkaya, Mesut Yüce Yıldız, Fatih Özden, Umut Kocagöz (Haz.
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı