ABD Başkanı Donald Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, küresel ekonomiyi ve jeopolitiği doğrudan etkileyen kritik bir zirve için Pekin’de bir araya geldi. İran savaşı, Hürmüz Boğazı krizi, Tayvan gerilimi, ticaret savaşları ve yapay zekâ rekabeti; iki süper gücün görüşmelerine damga vurdu.

Pekin’deki Halk Büyük Salonu’nda gerçekleşen zirve, yalnızca diplomatik bir temas değil; çok kutuplu yeni dünya düzeninin şekillendiği tarihi bir eşik olarak değerlendiriliyor.

Trump, askeri tören ve Çin bayrakları sallayan öğrenciler tarafından karşılandı. Görüşmenin açılışında Xi Jinping’i “harika bir lider” olarak tanımlayan Trump, “ABD ile Çin arasındaki ilişki eskisinden çok daha iyi olacak” ifadelerini kullandı. Xi ise daha temkinli bir ton tercih ederek, “Çin ve ABD rakip değil, ortak olmalıdır” dedi.

Ancak zirvenin perde arkasındaki gerçek gündem İran savaşı oldu. ABD’nin İran’a yönelik deniz ablukası ve Hürmüz Boğazı çevresindeki askeri gerilim, dünya enerji piyasalarını sarsarken Washington yönetimi, Pekin’in Tahran üzerindeki etkisini kullanmasını istiyor. Çin bugün İran petrolünün en büyük alıcısı konumunda bulunuyor. Amerikan kaynaklarına göre Çin, İran’ın ihraç ettiği petrolün yaklaşık yüzde 90’ını satın alıyor ve günlük yaklaşık 1,4 milyon varillik ithalat gerçekleştiriyor.

Trump yönetimi, İran’a yönelik baskıyı artırırken Çin’i de zor bir tercihle karşı karşıya bırakıyor. Bir yanda enerji güvenliği ve İran’la stratejik ortaklık, diğer yanda ABD ile ekonomik ilişkilerin bozulma riski bulunuyor. Washington Post’a göre Beyaz Saray, Çin’den İran üzerindeki nüfuzunu kullanarak Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına katkı sunmasını talep ediyor.

Çin basınında ise zirve daha farklı bir çerçevede sunuluyor. Çin devlet medyası ve Pekin merkezli yorumcular, Trump’ın Pekin’e “yardım istemek” için geldiği görüşünü öne çıkarıyor. Özellikle Çin’e yakın analizlerde, İran krizinin ABD’nin küresel askeri kapasitesini zorladığı ve Washington’un Çin’le çatışmayı daha fazla tırmandırma gücünü kaybettiği savunuluyor. Çinli yorumculara göre Pekin artık yalnızca ekonomik değil, diplomatik açıdan da vazgeçilmez bir küresel aktör konumunda.

Çin’in İngilizce yayın yapan gazeteleri, özellikle enerji güvenliği ve ticaret başlıklarına dikkat çekiyor. Pekin yönetimi, İran krizinin kontrolden çıkmasının Çin ekonomisini doğrudan vuracağının farkında. Çünkü Çin ekonomisinin büyümesi büyük ölçüde istikrarlı enerji akışına bağlı. Bu nedenle Xi yönetiminin, İran konusunda sert bir tutum yerine “kontrollü denge” politikası izlemesi bekleniyor. Zirvede Tayvan konusu da sert mesajların verildiği başlıklardan biri oldu. Xi Jinping, Tayvan meselesini “ABD-Çin ilişkilerinin en hassas kırmızı çizgisi” olarak tanımladı ve bu konuda yanlış adımların çatışmaya yol açabileceği uyarısında bulundu.

Çin tarafı, Washington’un Tayvan’a yönelik askeri ve siyasi desteğini egemenlik ihlali olarak değerlendiriyor. Asıl mücadelenin sürdüğü ekonomi cephesinde ise taraflar kırılgan ticaret ateşkesini korumaya çalışıyor. Özellikle nadir toprak elementleri, yarı iletkenler, yapay zekâ teknolojileri ve enerji ticareti masadaki en kritik başlıklar arasında yer aldı. Analistler, zirveden büyük bir anlaşma çıkmasını beklemese de iki ülkenin ekonomik gerilimi kontrol altında tutmak istediği görüşünde birleşiyor. Çünkü kısa ve orta vade de iki ülkenin birbirine hala ihtiyacı var.

Trump’ın heyetinde teknoloji ve iş dünyasının önde gelen isimlerinin bulunması da dikkat çekti. Elon Musk ve Jensen Huang gibi isimlerin Pekin ziyaretine katılması, zirvenin yalnızca siyasi değil aynı zamanda ekonomik/teknolojik bir pazarlık masası olduğunu bize gösterdi. Amerikan şirketleri, Çin pazarına erişimi korumak isterken Pekin de ABD sermayesiyle bağları tamamen koparmamaya çalışıyor.

Petrol piyasaları ise görüşmeleri anbean takip ediyor. Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle petrol fiyatları yeniden 100 doların üzerine çıkarken yatırımcılar, Pekin’den çıkacak olası uzlaşma sinyallerine odaklandı. İzleyebildiğimiz kadar piyasalar, Trump-Xi görüşmesinin enerji krizini hafifletip hafifletmeyeceğini anlamaya çalışıyor. Ama Tramp’ın sürpriz ve dengesiz çıkışlarına da artık alıştık…

Pekin’deki zirve, yalnızca iki liderin buluşması değil; aynı zamanda dünyanın yeni güç dengelerinin şekillendiği tarihi bir dönemeç olarak görülüyor. ABD hâlâ küresel sistemin en büyük askeri gücü olsa da Çin artık yalnızca ekonomik bir rakip değil; Washington’un kriz yönetiminde masaya oturmak zorunda kaldığı stratejik bir merkez haline gelmiş durumda.

Çin; uyuyan güç uyandı, 1970’li yıllardan bu yana yürüyüşünü planlı, kararlı ve istikrarlı bir şekilde devam ettiriyor.

Ercan Eroğlu Çin Ve Abd

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]