Türkiye uzun süredir ekonomik dalgalanmaların, yüksek enflasyonun, gelir dağılımındaki bozulmanın ve genç işsizliğinin gölgesinde yaşıyor. Bu tablo yalnızca rakamlardan ibaret değil; sınıflarda, kampüslerde, atölyelerde ve işsiz gençlerin evlerinde somut bir gerçeklik olarak hissediliyor. Eğitim ile ekonomi arasındaki bağ hiç olmadığı kadar görünür hale gelmiş durumda. Bu krizi yalnızca yanlış politika tercihlerinin değil, yapısal bir modelin sonucu olarak değerlendiriyoruz.

Bu nedenle çözüm önerileri de yüzeysel değil, köklü olmalıdır. Türkiye ekonomisi bağımlı ve kırılgan bir yapı olarak değerlendirilebilir. Krizi küresel kapitalist sistemle kurulan eşitsiz entegrasyon bağlamında ele almak gerekir. Bu çerçevede eğitim krizi, ekonomik krizden bağımsız düşünülemez. Dolayısıyla çözüm de iki alanı birlikte dönüştürmeyi gerektirir. Aşağıda, Türkiye’nin eğitim ve ekonomi krizine yönelik kapsamlı çözüm önerilerini tartışmaya açıyoruz. Buyurun birlikte tartışalım ki anlamlı olsun!

Kamusal Ekonomik Model: Planlama ve Toplumsal Öncelik

Neoliberal dönemin temel varsayımı, piyasanın kaynak dağılımını en verimli şekilde yapacağı yönündeydi. Ancak Türkiye deneyimi, bize piyasa merkezli büyümenin kırılganlık ürettiğini gösterdi. Dış borca ve sıcak para girişine dayalı büyüme modeli, küresel dalgalanmalara bağımlı bir ekonomik yapı yarattı. Artık tratejik sektörlerde kamusal planlamayı öne çıkarmak gerekiyor.

Bu planlama, merkeziyetçi ve bürokratik bir model olmak zorunda değildir; demokratik katılımla şekillenen, sendikaların, meslek örgütlerinin ve yerel yönetimlerin dahil olduğu bir ekonomik koordinasyon anlayışı olabilir. Stratejik sektörlerde – eğitim, enerji, tarım, sanayi, teknoloji – kamusal yatırım artırılmalı; üretim kapasitesi ithalata bağımlı olmaktan çıkarılmalıdır. Böylece ekonomik istikrar yalnızca finansal araçlarla değil, üretim gücüyle sağlanabilir.

Eğitimin Tam Kamusal Finansmanı

Eğitim, bize göre temel bir haktır. Ancak Türkiye’de eğitimin giderek piyasalaşması, eşitsizlikleri derinleştirdi. Özel okul ve vakıf üniversitesi sayısındaki artış, kamusal okulların kaynak sorunları ve ailelerin artan eğitim harcamaları dikkat çekici düzeyde.

Çözüm, eğitime ayrılan kamu bütçesinin artırılması ve kaynakların adil dağıtılmasıdır. Okulların fiziksel altyapısı güçlendirilmeli; öğretmen atamaları liyakat esasına göre yapılmalı; dezavantajlı bölgeler önceliklendirilmelidir. Ücretsiz ve nitelikli eğitim ilkesi yalnızca anayasal bir ifade olmaktan çıkarılmalı; somut bütçe politikalarıyla desteklenmelidir.

Üniversitelerin Demokratikleşmesi ve Akademik Özgürlük

Üniversiteler yalnızca iş gücü yetiştiren kurumlar değildir; toplumsal eleştirinin ve bilimsel üretimin merkezleridir. Ancak performans ölçümleri, proje bazlı fonlama ve piyasa odaklı araştırma baskısı akademik alanı daraltıyor.

Elden geldiğince üniversitelerin demokratik yönetimi ve akademik özgürlüğü güçlendirilmelidir. Rektör seçimlerinde öğretim üyeleri, öğrenciler ve çalışanlar söz sahibi olmalı; üniversite bütçeleri kamusal kaynakla desteklenmelidir. Bilimsel araştırmalar, piyasa getirisine göre değil, toplumsal ihtiyaçlara göre yönlendirilmelidir.

Mesleki Eğitim ve Güvenceli İstihdam Bağı

Türkiye’de mesleki eğitim uzun süre hep göz ardı edilmiştir. Oysa sanayi üretiminin sürdürülebilirliği için nitelikli teknik iş gücü kritik önemdedir. Ancak mesleki eğitim ile istihdam arasında güçlü bir bağ kurulamadığında, maalesef gençler bu alanı tercih etmiyor.

Çözüm, mesleki eğitimi güvenceli istihdam politikalarıyla birleştirmektir. Staj ve çıraklık programları sömürü aracı olmaktan çıkarılmalı; sendikal haklar güvence altına alınmalıdır. Mesleki eğitim programları, işverenlerin kısa vadeli ihtiyaçlarına göre değil, uzun vadeli sanayi planlamasına göre şekillenmelidir.

Genç İşsizliğine Karşı Kamusal İstihdam Programları

Genç işsizlik Türkiye’nin en yakıcı sorunlarından biridir. Üniversite mezunlarının iş bulamaması, diplomanın değerini aşındırıyor ve beyin göçünü hızlandırıyor. Kamusal istihdam programları, özellikle eğitim, sağlık, sosyal hizmetler ve yerel kalkınma projelerinde gençlere iş imkânı sunabilir. Bu programlar geçici değil; kalıcı ve güvenceli istihdam yaratacak şekilde tasarlanmalıdır. Gençlerin yalnızca özel sektörün insafına bırakılması, toplumsal maliyeti yüksek bir tercihtir.

Sendikalaşma ve Emeğin Güçlendirilmesi

Ekonomik kriz, en ağır şekilde emeği ile geçinenleri vuruyor. Reel ücretlerin erimesi, güvencesiz çalışma biçimlerinin yaygınlaşması ve sendikalaşma oranının düşüklüğü dikkat çekici düzeyde. Çözümümüz, çalışanların örgütlenmesini teşvik etmeyi içerir. Sendikal hakların önündeki engeller kaldırılmalı; toplu sözleşme mekanizmaları güçlendirilmelidir. Eğitim alanında da öğretmenlerin mesleki özerkliği ve sendikal hakları güvence altına alınmalıdır. Güçlü sendikalar, hem ekonomik adalet hem de eğitim kalitesi açısından önemlidir.

Okuma Önerisi: Yoksulluğun Küreselleşmesi: Michel Chossudovsky

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]

Kaynak: gencgazete.net