Türkiye Ekonomisi Nereye Koşuyor?

Daha önce İsrail/ABD ile İran arasında yaşanan savaşın ülkemizin ve dünya ekonomisini olumsuz yönde etkileyeceğini yazmıştık (https://www.gencgazete.net/savas-petrol-soku-ve-kuresel-belirsizlik-ortaminda-turkiye-ve-dunya-ekonomisinin-2026-sinavi). Bu kötü gidişatın göstergelerini akaryakıt, doğal gaz, elektrik ve gıda sektörlerinde yaşanan fiyat artışları ile daha belirgin olarak yaşadık, sanırım yaşamaya da devam edeceğiz. Pazara, markete gittiğinizde ya da internet üzerinden aşış veriş yaparken aynı ürünü birçok farklı fiyata görüyoruz ve şaşırıyoruz, birbiriyle hiç ilgisi yok, hepimiz şaşkınız.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bilançosunda son iki haftada yaşanan hareketlilik, ekonomi çevrelerinde alarm zillerinin çalmasına neden oldu. Cumhuriyet tarihinin en sert altın rezervi düşüşlerinden birine tanıklık ediyoruz. Sadece on dört gün içerisinde rezervlerden tam 118 ton altın çıktı. Bu rakam, yalnızca bir miktar azalmayı değil; bir strateji değişimini, bir sıkışmışlığı ve belki de yaklaşan fırtınanın öncü sarsıntılarını temsil ediyor.

2013’ten Bu Yana En Hızlı Gerileme

Düşüşün hızı, miktarı kadar ürkütücü, hem de çok. Haftalık ortalama 69,1 tonluk bir azalışla seyreden bu tablo, en son 2013 yılında, küresel piyasaların altüst olduğu dönemlerde görülmüştü. Ancak bugünkü durum 2013’ten çok daha karmaşık. O dönemde küresel bir likidite daralması varken, bugün Türkiye kendi iç dinamikleriyle, yani kronikleşen enflasyon ve derinleşen ekonomik krizle boğuşurken bu kan kaybını yaşıyor.

Peki, bu kadar altın nereye gitti? Herkesin aklında bu soru var. Veriler, bu azalışın büyük bir kısmının doğrudan bir "satış" olmadığını, madalyonun diğer yüzünde "swap" (takas) işlemlerinin yattığını gösteriyor.

Swap Kıskacında Rezerv Yönetimi

Analizler, rezervlerden eksilen 118 ton altının yaklaşık üçte ikisinin, yani 73 ila 80 tonunun swap işlemleri kapsamında kullanıldığını ortaya koyuyor. Ekonomi literatüründe "emanet" veya "takas" anlamına gelen swap, aslında Merkez Bankası’nın elindeki altını verip karşılığında döviz alması veya yerel piyasadaki likiditeyi yönetmesi anlamına geliyor.

Neden şimdi?

Enflasyonun dizginlenemediği, Türk Lirası’nın değer kaybının sürdüğü bir ortamda, Merkez Bankası piyasadaki döviz talebini karşılamak için en likit ve güvenilir varlığına, yani altına sarılmış durumda. Altının swap işlemlerine konu edilmesi, aslında kağıt üzerinde "rezervimiz var" görüntüsünü korurken, fiilen bu varlığın bir yükümlülük karşılığında rehin verilmesi anlamına geliyor. Bu durum, Türkiye’nin döviz darboğazını aşmak için elindeki son kaleleri de sahaya sürdüğünün en somut göstergesi. Ekonomi satranç oyununa benzer, hamlelerimizi yaparken 7-8 hamle sonrasını da düşünmek gerekiyor. Dolayısıyla ekonomi alanında uzman, deneyimli ve bilgili olmanın yanında geleceğe ilişkin öngörü sahibi olmanız da gerekiyor.

Enflasyon ve Güven Erozyonu

Türkiye’deki ekonomik krizin merkezinde yer alan yüksek enflasyon, sadece vatandaşın alım gücünü eritmekle kalmıyor; aynı zamanda devletin rezerv yönetim kabiliyetini de kısıtlıyor. Enflasyonun %70-80 bandında seyrettiği (ve hissedilenin çok daha yüksek olduğu) bir iklimde, yatırımcı ve vatandaş rasyonel bir refleksle altına yöneliyor.

İç piyasadaki bu yoğun altın talebi, ithalat rakamlarını yukarı çekiyor. Cari açığın en büyük kalemlerinden biri haline gelen altın ithalatını kontrol altına almak isteyen ekonomi yönetimi, dışarıdan altın almak yerine Merkez Bankası stoklarını piyasaya sürmeyi bir "tampon" olarak kullanıyor olabilir. Ancak bu, yangına bardakla su taşımaktan farksız. 118 tonluk kayıp, bu tamponun ne kadar hızlı aşındığını ispatlıyor.

Ekonomik Krizin Yeni Safhası: Likidite Arayışı

Bu devasa düşüş, Türkiye ekonomisinin yeni bir safhaya geçtiğinin işareti. Artık mesele sadece "enflasyonu nasıl düşürürüz" değil, "piyasadaki döviz ve likidite akışını nasıl kesintisiz sürdürürüz" noktasına evrilmiş durumda. Swap işlemlerindeki bu yoğunluk, Merkez Bankası’nın manevra alanının ne kadar daraldığını gösteriyor.

Altın, geleneksel olarak "kara gün akçesi"dir. Tarihin en büyük rezerv düşüşlerinden birinin yaşanması, ekonomi yönetiminin "kara günün" geldiğini kabul ettiğini mi gösteriyor? Eğer bu hızla altın rezervleri erimeye devam ederse, dış şoklara karşı Türkiye’nin savunma kalkanı ciddi şekilde zayıflayacaktır.

Sonuç: Şeffaflık ve Güven Şart

Ekonomistler, rezervlerdeki bu ani hareketliliğin piyasalarda spekülasyonu tetikleyebileceği konusunda uyarıyor. Swap kanalıyla yapılan bu operasyonların detayları, vadeleri ve maliyetleri şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılmadığı sürece, "rezervler eriyor" algısı yerleşik bir korkuya dönüşebilir.

Türkiye, enflasyon sarmalından çıkmak için yapısal reformlara ve gerçekçi bir para politikasına ihtiyaç duyarken, altın rezervlerini bu hızla tüketmek sadece zaman kazanmaya yönelik bir hamle olarak kalacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki; zaman, altın kadar değerli ve şu an Türkiye ekonomisinin aleyhine işliyor.

Halkın cebindeki yangın devam ederken, devletin kasasındaki altının bu denli hızlı el değiştirmesi, önümüzdeki ayların ekonomik açıdan çok daha çetin geçeceğinin habercisi. 118 ton altın sadece bir sayı değil; bir ekonomik sistemin ayakta kalma çabasının ağır bedelidir.

Peki, burada asıl soruyu sormak gerekiyor, bu durumun müsebbibi kim?

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]

Kaynak: gencgazete.net