Bir toplumun dokusunu anlamak için sadece yasalarına, anayasasına ya da ekonomik verilerine bakmak yetmez. O toplumun insanlarının birbirine hangi düğümlerle bağlandığına, sokağa çıktığında kimi "kardeş" bildiğine, kimi "arkadaş" seçtiğine bakmak gerekir. Sosyolojik bir gerçeklikten bahsediyoruz: İnsanı ayakta tutan o görünmez ağlar, bazen bir noter senedinden daha bağlayıcı, bazen de bir anayasa maddesinden daha keskindir.

Söz ortada: "Kardeşlik zorunlu arkadaşlıktır, arkadaşlık ise seçilerek yapılan kardeşliktir."

İlk bakışta bir kelime oyunu gibi duran bu cümle, aslında bireyin özgürleşme sancısını ve toplumsal dayanışmanın diyalektiğini içinde barındırıyor. Gelin, bu kavramları biraz açalım.

Kardeşlik, bir kader ortaklığıdır. Aynı çatının altında, aynı ana babanın emeğiyle büyümek, aynı genetik mirası bölüşmektir. Kimse kardeşini seçemez. Bu, hayatın bize dayattığı, kaçınılmaz bir "zorunlu arkadaşlık" halidir. Çocukluk odasındaki o küçük kavgalardan, bayram sofralarındaki o ağır sessizliklere kadar her an, bu zorunluluğun bir parçasıdır. Kardeşlik, bir insanın ilk "öteki" ile tanışmasıdır. Ama bu tanışma bir tercih değil, bir mecburiyettir.

Ancak dikkat buyurunuz; zorunlu olması, bu bağın değerini azaltmaz. Aksine, biyolojik bir dayanışma ağını beraberinde getirir. İnsan, en çaresiz anında arkasına baktığında, fikren uyuşmasa da, dünya görüşü taban tabana zıt olsa da "kardeşini" görür. Bu, tarihin ve doğanın bize biçtiği bir roldür. Lakin modern insan, sadece bu "zorunlu" bağla yetinemez. Çünkü insan, aklıyla ve iradesiyle var olan bir canlıdır.

İşte tam bu noktada, o büyük seçim devreye girer: Arkadaşlık.

Arkadaşlık, insanın kendi elleriyle ördüğü bir kardeşlik ağıdır. Kan bağının yerini "can bağının", genlerin yerini "ilkelerin" aldığı bir mertebedir. Eğer kardeşlik bir miras ise, arkadaşlık bir fetihdir; kişinin kendi ruhuna eş ruhlar bulma mücadelesidir. Bir arkadaş seçerken aslında biz, kendimizi seçeriz. Kiminle yürüyeceğimize, kiminle kavga edeceğimize, kiminle aynı ideali paylaşacağımıza biz karar veririz.

Peki, neden "seçilerek yapılan kardeşlik" diyoruz arkadaşlığa? Çünkü sadakat, zorunlu olduğunda bir görevdir; ancak gönüllü olduğunda ise bir erdemdir. Bir arkadaşın, hiçbir genetik mecburiyeti yokken sizin acınıza ortak olması, ekmeğini sizinle bölüşmesi, karanlıkta elinizi tutması; işte bu, insanlık onurunun en saf halidir. Arkadaşlık, feodal bağlardan kopan bireyin, sivil toplumda kendi kardeşliğini kurma iradesidir.

Bugünün Türkiye’sine, bugünün dünyasına bakın... İnsanların birbirine nasıl yabancılaştığını, komşunun komşuya nasıl "öteki" gözüyle baktığını gözlemleyin. Kan bağının yetmediği, aile bağlarının çıkar ilişkileriyle zedelendiği bir çağda, "seçilmiş kardeşliklerin" yani gerçek arkadaşlıkların değeri daha çok anlaşılacaktır. Yolsuzluğa karşı omuz omuza duranlar, haksızlığa karşı aynı sloganı atanlar, bir cezaevi görüşünde camın arkasındaki dostuna "kardeşim" diye seslenenler... Onlar, biyolojik bir zorunluluğun değil, vicdani bir seçimin meyveleridir.

Unutulmamalıdır ki; bir toplumda adalet ve özgürlük sadece yasalarla korunmaz. O toplumu bir arada tutan, insanların birbirini çıkar gözetmeksizin "arkadaş" olarak seçebilme yetisidir. Eğer bir ülkede insanlar, fikirleri farklı diye arkadaş olamıyorlarsa, orada demokrasi bir tabeladan ibaret kalır. Gerçek demokrasi, seçilmiş kardeşliklerin, yani sivil dostlukların üzerinde yükselir.

Kardeşlik hayatın bize bir başlangıç hediyesidir. Kıymetlidir, sığınaktır. Ama arkadaşlık, insanın kendi kişiliğini tescillediği, ruhunu zenginleştirdiği o büyük serüvendir. Zorunlu olandan güç alıp, seçilmiş olanla dünyayı değiştirmek... İnsanın asıl görevi budur.

Siz bakmayın birilerinin "biz bir aileyiz" diyerek bireysel iradeyi yok saymaya çalışmasına. Aile olmak güzeldir ama "arkadaş" olabilmek, o iradeyi bir başka insanla özgürce birleştirebilmek çok daha soylu bir eylemdir.

Kardeşinize sarılın, bu bir vefadır. Ama arkadaşınızı iyi seçin, çünkü bu sizin kimliğinizdir.

Gözlemimiz odur ki: Zorunlu bağlar bizi hayatta tutar, seçilmiş bağlar ise bizi özgürleştirir.

Yazımızı değerli yazar, hikâyeci ve şair Sait Faik Abasıyanık’ın insanın içini ısıtan ama bir o kadar da ağır bir sorumluluk yükleyen sözleriyle bitirelim: "Dünyayı güzellik kurtaracak, bir insanı sevmekle başlayacak her şey."

Özgürlük ve dayanışma dolu yarınlara...

Okuma Önerisi: Dostluk, Montaigne

Alemdağ’da Bir Yılan Var, Sait Faik Abasıyanık

Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı

[email protected]

Kaynak: gencgazete.net