Türkiye bugün yalnızca geçici bir ekonomik daralma değil, daha derin bir yapısal kriz yaşamaktadır. Bu kriz; üretim modelinden vergi sistemine, eğitim politikalarından teknoloji bağımlılığına kadar uzanan geniş bir alana yayılmıştır.
Eğitim ile ekonomi arasındaki bağ zayıfladıkça, toplumun geleceğini kurma kapasitesi de düşmektedir. Çünkü eğitim yalnızca bireyleri yetiştiren bir kurum değil; aynı zamanda bir ülkenin üretim gücünü, bilimsel kapasitesini ve toplumsal yönünü belirleyen temel alandır. Ekonomi ise yalnızca büyüme rakamlarından ibaret değildir, kaynakların nasıl üretildiği ve nasıl paylaşıldığıdır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz sorunların önemli bir kısmı, kamusal planlamanın geri çekildiği, piyasa mekanizmasının ise toplumsal ihtiyaçların önüne geçtiği bir modelin sonucudur. Bu nedenle çözüm, yalnızca teknik düzenlemelerde değil; eğitim ve ekonominin hangi toplumsal amaçlara hizmet edeceğini yeniden tanımlamakta yatmaktadır.
Şimdi bir önceki yazımızda kaldığımız yerden devam edelim…
Dijitalleşme ve Kamusal Teknoloji Politikası
Artık dünya ticaretinin neredeyse %80’i e- ticaret olarak gerçekleşiyor ve bu durum artacak gibi görünüyor. Dijital ekonomi büyürken, teknoloji alanındaki bağımlılık da artıyor. Ülkemizde yazılım, veri altyapısı ve teknoloji üretimi büyük ölçüde dışa bağımlı.
Kamusal teknoloji yatırımları artırılmalı; yerli yazılım ve açık kaynak projeleri desteklenmelidir. Eğitim sisteminde dijital araçlar kullanılırken veri güvenliği ve kamusal kontrol öncelik olmalıdır. Teknoloji şirketlerinin eğitime nüfuzu sınırsız olmamalı; kamusal denetim mekanizmaları mutlaka güçlendirilmelidir.
Vergi Reformu ve Kaynak Adaleti
Eğitim ve kamusal yatırımlar için kaynak gereklidir. Türkiye’de dolaylı vergilerin payı yüksektir ve bu durum dar gelirli kesimleri daha fazla etkilemektedir. Artan oranlı gelir vergisi ve servet vergisi gibi uygulamalarla kaynak adaleti sağlanabilir.
Büyük sermaye gruplarına sağlanan vergi teşvikleri ve vergi affı gözden geçirilmeli; kamu kaynakları sosyal politikalara yönlendirilmelidir. Sık sık vergi affı, imar affı gibi düzenlemelerden ivedilikle vazgeçilmelidir.
Beyin Göçünü Tersine Çevirmek
Nitelikli, eğitimli gençlerin yurt dışına yönelmesi, ekonomik ve akademik krizin göstergesidir. Çözüm, yalnızca maaş artışı değil; özgürlük, liyakat ve adil çalışma koşullarının sağlanmasıdır. Akademik ve mesleki yükselme kriterleri şeffaflaştırılmalı; siyasi baskılardan arındırılmış bir çalışma ortamı sağlanmalıdır.
Son yıllarda birçok genç değil üniversite lise eğitimini bile yurt dışında yapabilme derdine düşmüş durumda. Bu durumun nedenleri etraflıca araştırılmalı ve nedenleri için çözüm üretilmelidir. Bu durumun birçok nedeni var ve ülkemiz kamuoyunda pek tartışılmıyor maalesef…
Toplumsal Tartışma ve Demokratik Katılım
Tüm bu öneriler yalnızca teknik düzenlemeler değil; siyasal tercihlerdir. Ekonomik modelin yönü, eğitim sisteminin amacı ve kamusal kaynakların dağılımı toplumun ortak kararı olmalıdır.
Sözü edilen bu karar süreçlerine halkın aktif katılımı sağlanmalıdır. Sendikalar, meslek odaları, öğrenci örgütleri ve diğer sivil toplum örgütleri karar alma süreçlerinde yer almalıdır.
Başka Bir Yol Mümkün mü?
Bize göre Türkiye’nin eğitim ve ekonomi krizleri derin ve çok boyutlu. Ancak kriz aynı zamanda bir fırsat olabilir. Üretim ilişkilerini, kamusal yatırımları ve eğitim sistemini yeniden düşünmek için bir şans, fırsat olarak değerlendirmek mümkün. Aslında sorulması gereken soru aslında şudur:
Piyasa merkezli modelin sınırları ortadayken, kamunun/halkın geniş kesimlerinin yararını gözeten ve eşitlikçi bir alternatif model inşa edilebilir mi? Bize göre bu mümkün. Ancak bu yalnızca teorik bir tartışma değil; örgütlü ve bilinçli bir toplumsal irade gerektirir.
Eğitim ve ekonomi, toplumun geleceğini belirleyen iki temel alandır. Eğer bu alanlar piyasanın değil, kamusal yararın rehberliğinde şekillenirse, kriz yalnızca aşılmakla kalmaz; daha adil bir düzenin başlangıcı olabilir. Tartışma burada bitmiyor.
Asıl mesele, bu önerilerin toplumsal karşılığını bulup bulamayacağı... Çünkü dönüşüm, yalnızca fikirle değil; cesur ve güçlü, disiplinli ve planlı kolektif iradeyle gerçekleşir.
Dönüşüm sadece cesaret değil akıl ister… Paradigmalar savaşının yarattığı kaostan çıkış ancak bilimin yol göstericiliğinde olur.
Okuma Önerisi: Kalkınma Reçetelerinin Gerçek Yüzü: Ha‑Joon Chang
Paradigmalar Savaşı Kaostaki Türkiye, Hasan Şimşek
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı