Bir yol düşünün; düzlüğü, engebesi, inişleri ve çıkışları ile gidilen, varılacak bir menzili olan. Kimi vakit koşa koşa, hoplaya zıplaya endişesiz gidebileceğiniz, kimi vakit ise gözünüzü dört açmanızı gerektirecek, ayaklarınızı nereye basacağınıza dikkat etmeniz gereken bir yol hayal edin. Başlangıcı belli ama sonu belli olmayan fakat her yolculuğa çıkanın nihayete erdirdiğini gördüğünüz bir yol olsun.

Bazen çamura saplandığınız bazen çukura düştüğünüz bazen ise adımlarınızı güvenle attığınız, yolculuğun tadını çıkardığınız bir yol tasavvur edin. Hedefe varmak için farklı yolların olduğunu, tercih hakkının size bırakıldığını, bu sebeple de sorumluğun sizde olduğunu düşünün. Seçimlerimizi ne kadar da titiz yaparız değil mi? Kim çıktığı seyahatten huzurla eve dönmek istemez ki…

Elbette ki bu yol, dünya hayatındaki ömür yolculuğudur. Yola talip olup seyahat eden ise insanoğludur. İster ki her anı huzur ve mutluluk dolu olsun, her işi sorunsuz ve kusursuz olsun. Dünyası cennet olsun derdindir.

Aslında bilir ki burası misafirhanedir, gelip de gitmeyen olmamıştır. Hazinelerini onlarca insanın taşıdığı Karun da, emrinde insan, hayvan ve cinlerin bulunduğu hükümdar peygamber Süleyman da günü gelince göçmüştür bu dünyadan.

Yolcuya düşen fani olduğunu kabullenip geçip gittiği yolların hakkını vermektir. Belki gezip dolaştığı yerlerde bir daha bulunamayacak belki aynı duyguyu bir daha yaşayamayacaktır.

Rahmet Elçisi’nin deyimiyle “ Bir ağacın gölgesinde dinlenmek ” gibidir hayat denilen yolculuk. İnsan yaşadığı her anın kıymetini bildiğinde, kendine yoldaş olanlara vefa ile bağlı kaldığında, erenlerin tabiri ile vaktin evladı olduğunda yol güzelleşir. “ Evvel refîk ba’del tarîk” atasözünde vurgulandığı gibi önce yoldaş, dost sonra yol önemlidir.

Güzergâhı güzel eyleyen, kolay kılan, anlamlı kılan, derdini omuzlayabildiğin, yükünü hafifleten, sadakatle seni kalktığın yerden doğrultan, yanlışını kırıp incitmeden düzelten dost değil midir?

Ayağına dikenler battığında ya da bir pislik bulaştığında seni temizleyip muhabbetle kucaklayan yarenin varsa, daraldığında ruhuna inşirah veriyorsa, seni senden dahi koruyor ve ihtimam gösteriyorsa her türlü engeli aşmaya da gücün vardır. Bundan ötürü refikini doğru seçen yolunu kolaylaştıracak en mühim anahtara kavuşmuştur.

Kâinatın Sahibi, dünya hayatının geçici olduğunu ve kullarını farklı imtihanlarla deneyeceğini, kim sabreder, gayret eder ve tevekkül ederse ona en kalıcı ikram ve güzelliklerin verileceğini müjdelemiştir.

Yolun Sahibi, yolcuyu kimi zaman zorlukla, kimi zaman açlıkla kimi zaman evlatla kimi zaman sağlıkla en çok da en hassas olup zaaf duyduğu alanla imtihan eder. Sadık ise kul, imtihanın kimden geldiğini bilir sabır ve gayretle Rabbine tevekkül eyler. Hikâye edip sürekli şikâyet etmez. Derdini derdin Sahibine bırakır.

“ Allah var gam yok” sözü şiarıdır. Hz. Musa’nın en zor anında yaptığı “ Rabbim senden gelecek her hayra muhtacım”, duası dilinden düşmez. Rahmet Elçisi’nin Sevr de refiki Ebubekir’e söylediği “ Üzülme Allah bizimle ayeti gönlündedir.

Erenlerin tabiri ile “ bu da geçer ya hû”, zihninde ve kalbindedir. Hiç misafir ev sahibinden yakınır mı? Gelip geçerken uğradığın belki göz açıp kapayana kadar kaldığın bir hanedir dünya hayatı…

İşte bu sebepledir ki sızlanmayı bırakmalı insan dediğin, yaşadığı her nefesin hakkını verirken refikini de has seçmeli ki yeri geldiğinde onu doğrultsun. Zaten inanan gönüllere samimi bir teslimiyetle Hakka ram olmak gerektir.

Sözün özü; “ …Allah bize yeter. O ne güzel vekildir. O ne güzel dost, ne güzel koruyucu ve ne güzel yardımcıdır.”

( Al-i İmran Suresi; 173.ayet, Enfal Suresi; 40.ayet )

Sevda ÇEVİK