Rahmet Elçisinin deyimiyle “ başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azat olan 11 Ayın sultanı mübarek Ramazanı ardımızda bıraktık. Rahmet deryasına nasibimiz ve çabamız oranında daldık çıktık. Kâinat kitabıyla hemhal olduk, okuduk, dinledik, mukabele eyledik. Oruç ibadeti gereğince açlık ve susuzluğu idrak ettik. Aç ve açıkta olanın halini anlamaya çalıştık.
Biz oruç ibadetini tutmaya gayret ettik lakin bizi oruç tuttu mu? Gözlerimiz mukaddes kitapta gezindi lakin kitap bizim hayatımıza ışık tuttu mu? Camilerimiz teravih namazlarında doldu taştı elhamdülillah lakin kalbimiz miracına ulaştı mı? Zekât –sadaka- fitre ibadetleri ile veren ellerimiz alan ellerimizle ayrıştı mı, kaynaştı mı? Ramazana has mı sadece yaptıklarımız yoksa devamlı mı?
İşte tam da bu soruları kendimize sorup yol almanın vaktidir. Rabbimiz kelamını okumamız, anlamamız ve yaşamamız için göndermiştir. Her harfinde ayrı sevap olan mukaddes kitabımızı, hayatımıza geçirdiğimizde asıl amaç hâsıl olacaktır.
Rahmet Elçisi, bu sebeple yaşayan bir Kurandır. Kelamın inmeye başladığı ayda onunla kaynaşmışken bu güzelliği ömrümüzün her anına yaymak bizi kendimize getirecektir. Oruç ibadeti; nefsimize her manada gem vurmayı öğretirken, gözümüzü haramdan, kulağımızı çirkin seslerden, dilimizi de kötü sözlerden uzak tutmaya sevk etmelidir. İrade eğitimi olan oruç asla sadece yemeden içmeden kesilmek değildir.
Biz orucu tutarken o da bizi her türlü kötülükten uzak tutmalıdır. Resulallahın “ gözümün nuru, müminin miracı”, diye isimlendirdiği namaz; Rabbimizin huzurunda has duruş, kulluğu, aczi kabulleniş, En Sevgili ile hasbihal, en yüce makama arz da bulunmaktır. Mübarek Ramazan da bambaşka bir ruha bürünür, teravih de eklenerek katlanır ecri.
Fakat sadece bir aya has değildir, ömürlüktür süresi. Rabbimizin ikramlarının, lütuflarının, cömertliğinin tecellileri vardır Ramazan da. Ancak mümin bilir ki Kâinatın Sahibi, bu güzide ayı, kullarını temizlemek, arındırmak için bir vesile kılmıştır.
Adeta şarj edilmiştir inananlar, geri kalan ömürlerinde dipdiri kalsınlar diye. Bu yüzden Ramazan Müslümanlığı ile kalamaz gerçekten inananlar. Güzeller Güzelinin deyiminde olduğu gibi devamlıdır işleri ve ibadetleri.
Mümin için bu durum bir rahmet olduğu kadar imtihandır aslında. Kurtuldum diye gaflete mi dalacak yoksa aşkla şevkle kendisine sunulan ikramlara şükürle yola devam mı edecek?
Kendindeki eksik yönleri, zaafları törpüleyip çeki düzen vermeye gayret eden âdem olarak yola revan olursa hayal bile edemeyeceği güzelliklerin kapıları açılacak kendisine. Çünkü hazinenin anahtarı sayısız âlemlerin gerçek Sahibinde.
Arayışında samimi olan yolculuğunun duraklarında hayal bile edemediği ikramlarla hemhal olacaktır. Hakikat yolcusu, bıkmadan usanmadan çalıştığında, emek verdiğinde, yolun zahmetlerine katlandığında, engebelerinde çırpındığında sabırla yolda kalabiliyorsa, işte o vakit hakikat kapısı ardına kadar açılıp onu bekleyecektir.
İnanan bilir ki dünyada tam olunmaz, hep eksiktir âdemoğlu, asıl yurdun özlemiyle yanar yüreği, imtihandır dünya dediği. Bu sebeple ne kendine ikram edileni kendinden bilmeli ne de gelen imtihandan gem vurup isyan etmeli…
Erenlerin tabiri ile bir nefese iki şükürle bakmalı. Verince alamamak var, alınca da verememek, unutmamalı. Her anı agâh geçirmeli insan, fani hayat geçip giderken, vaktin evladı olmadığında vay haline!
Hepimize biçilen kader terazisinde aklımız ve irademiz gereğince sorumluluğumuz olduğunu hatırdan çıkarmamalı ki geçmişin pişmanlığında takılı kalıp geleceğin kaygılarında boğulmamalı!
Sözün özü; “ Namaz camiden çıkınca, Hac, Mekke’den dönünce,
Ramazan, oruç bitince başlar.” ( NECİP FAZIL KISAKÜREK)
Sevda ÇEVİK