“ Size verilmiş bulunan şeyler sadece bu dünya hayatının geçici menfaatidir. Allah’ın yanında bulunanlar ise iman edip sadece Rablerine güvenen kimseler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”

( Şûra Suresi; 42; 36)

Rabbimizin kelamı ve bizlere açtığı kapı… Düşünüp idrak etmeye çaba harcayanların elde edeceği manalar, anladıkça da ufkumuzun açılacağı tefekkürün boyutları. Kâinatın yegâne sahibine inanmış kimselere Yaratıcının verdiği mesaj açıkça karşımızda duruyor. Dünya hayatının menfaatlerinin geçici olduğunu Hak vurguluyor. Her şeyin Sahibi, yaşadığımız âlemin halini bizlere tasvir ediyor. Fanilik; bir varsın, bir yoksun hali tüm gerçekliği ile yüzümüze çarpıyor.

Peki, insan ne yapıyor bu durum karşısında? Hiç ölmeyecekmiş gibi gecesini gündüzüne katarak, dünyanın hırsı üzerinde didinip duruyor. Hep daha fazlasını istiyor, ihtiyacı kadarı ile yetinmeyip istemenin, tüketmenin hazzını arzuluyor. Nefsini doyurmanın derdine düştüğü için hiçbir zaman tamam demeyecek bir canavarı memnun etmenin hayalini kuruyor. O da yetmiyor, bu aşkı şevkle başkasının hakkına giriyor, kendi heveslerini gidermek için diğerini incitiyor, kırıyor, döküyor.

Hep bana Rabbena bakış açısı, benlik düşüncesi istila edince beynini, insani olanı değil, nefsani olanı tercih ediyor. Ve bu hal hayatına yansıyor; kendini saran hasedi, kibri, bencilliği önce ruhunu ele geçiriyor sonra tüm benliğini, ardından da hem kendine zarar veriyor hem de karşısındakine. İçindeki güzel duyguları bitirince ortaya kötülükten, fesattan başkası kalmıyor ki!

Neden peki, geçici bir dünya hayatı için değer mi bunca debdebe? Sultan Süleyman’a kalmayan dünya, hangimize kalmış ya da kalacak? Alacağımız en iyi marka kıyafet, yiyeceğimiz en güzel yemek, süreceğimiz en fiyakalı araba, kalacağımız en lüks ev ne zamana kadar bizim? Ölümsüzlüğü bulabilmiş mi Firavun mumyalanarak ya da Karun hazinelerini taşıtırken?

Tarih dünya hırsını yüklenip altında ezilen milyonlarca insanla dolu iken hayatın faniliği tüm gerçekliği ile yüzümüze çarpıyor aslında. Kâinat bile halini sonbahar ve baharla gösterip duruyor. Ölümün ve yeniden var oluşun provası, biz hayat yolculuğumuzdan geçip giderken kendini gösteriyor. Her an bir var oluşa şahidiz; bir bebek doğarken, bahar da tomurcuklar filiz açarken, çiçekler tüm renkleri ile gönlümüzü mest ederken apaçık bir seyirle görmekteyiz.

Ecel kuşu gelen yakınlarımızı, eş-dostumuzu kara toprağa koyarken de ötelere gidişin ayak sesleri kulağımızda çınlıyor. Hepsi bizim, insanlığın tam da yanı başında oluyor. Hangi nimetin mutluluk sarhoşluğuna kapılmışsak ömrümüzden rüzgârda savrulan bir yaprak gibi geçip gittiğini biliyoruz. Bir anlık, birkaç günlük ya da bize verilen ömür mesabesince nasibimiz…

Kelamullah’ın tabiri ile “geçici dünya menfaatleri”, iman edenlerin idrakine sunuluyor. Asli vatanımız cennette hakikilerinin sunulacağı gibi. Bu yüzden inanan kalplere dünyanın aldatıcılığına kapılmamalarını buyuruyor Yaratan.

Erenlerin tabiri ile “ Sen dünyanın içine gir ama dünya senin içine girmesin!”, hatırlatması yapılıyor. Kâinatın kitabı, Rabbine güvenen, tam bir teslimiyetle, samimi bir şekilde bağlanmış gönüller için, gerçek Sevgili katında, hayallerimizin de ötesinde daha güzeli ile karşılaşacaklarını vadediyor. Dünyanın fani nimetleri bizleri mest ederken Hak katındakini buyurun siz tefekkür edin vesselam…

Sözün özü;

“ Dünya yalan kardeşim yalan!

Var mı bu dünyada baki kalan?

Mal da yalan, mülk de yalan,

Var biraz da sen oyalan…” ( Yunus Emre)

Sevda ÇEVİK