Rahîm; esirgeyen, bağışlayan, koruyup kollayan, merhameti ve şefkati bol olan, ahirette sadece mümin kullarına rahmeti ile muamele eyleyen Rabbimizin en güzel isimlerinden, sıfatlarından sadece birisidir. İnananların her işe başlarken dilinde olan, hayatlarının her yanında söyledikleri Besmele-i Şerif’te geçen Rahman ve Rahim isimleridir.

Mümin her ameline başladığında her şeyin ve kendisinin Sahibi olana teslim ederek başlar. Şefkati dünyada tüm kullarını kucaklayan Rahman, ahirette ise hak eden kullarına rahmet ve bağışlama lütfu ihsan eyleyen Rahim’dir. Bu yüzden inanan gönüller mutmaindir.

Yaratan ve her daim yaratıklarının yanlarında bulunan Mevla, Esmau’l Hüsna, en güzel isimlerinin tecellisini kullarına bahşetmiştir. En güzel ve en önemlilerinden birisi ise kadınlara annelik sıfatını taşımalarına vesile olan rahim azasıdır.

Rabbimizin bir kadın ve bir erkeği vesile kıldığı “ ol” emrinin tecellisidir evlat. Eş olup yoldaş olmuş aileyi yuva kılan ihsandır. Allah’ın kadınlara emanet ettiği bu azada üç aşamadan geçen bebek, korunur, kollanır, annesinden hayata tutunur.

Kadın kendinden vermeye başlar, yediğinden, içtiğinden, kan değerlerinden, vitaminlerinden, annede olan her şey muhteşem bir ölçü ile bebeğe ulaşır. Öyle ki annenin ruh hali, duyguları, her hali ile hemhal olur yavrusu, hem fiziki hem de manevi bir bağ ile tutunmuştur. Rahmin içindeki o küçücük kese de can bulur bebek, her ihtiyacı muazzam bir şekilde giderilir ve olağan üstü güvendedir.

Rabbimiz, bu uzvu bebeği koruyup kollasın, sarsın sarmalasın diye kadına ihsan eylemiştir. Tek bir bireyken eş olan, rahmine düşen nutfe ile anne kılınan kadın, bambaşka bir sorumluluk ve güzellik ile karşı karşıyadır. Fiziki yapısında değişiklikler oluşmaya başladığı gibi, psikojisi, ruh yapısı, duygu dünyasında da bambaşka hallere bürünmüştür.

Canı, can parçası ile birbirine girmiş, şefkat duygusu tüm yüreğini kaplamış, rahmet deryasından pay almıştır. Bu sebeple savunmasız, küçücük yavrular, dokuz ay boyunca bedenen ve ruhen hazırlanan, kendi bedeninde bin bir zahmetle taşıyan kadınlara “ Anne” sıfatıyla emanet edilmiştir.

Annelik; bir canı kendinden öte bilmek, karnında taşıdığın yavruyu dünyaya getirirken tüm zorluklara rağmen pes etmemek, doğduğunda gecesini gündüzüne katarak ne vakit ihtiyaç duysa yanında olmaktır. Bebeği sadece bedenen doyurmak değil; güvende olduğunu, sevildiğini hissettirerek şefkatle kucaklamaktır.

Hastalandığında, ateşlendiğinde uykusuz gecelere sabırla katlanmak, çocukluktan gençliğe her aşamasında evladının her halinden haberdar olup eli kalbinde merhametle izlemek, büyüyüp yetiştiğinde dahi rahmet kollarıyla yavrusunu sarmaktır.

Zahmetleri rahmet bilerek sabır, özveri, fedakârlık, her daim ayakta kalma çabası ile mücadele etmektir. Kimi zaman kendi canın bildiğin evladın seni anlamasa, asi olsa bile gönlündeki merhamet çeşmesini hiçbir vakit kapatmadan umutla beklemektir.

Bu yüzdendir ki Rahmet Elçisi; “ Cennet annelerin ayaklarının altındadır”, buyurarak önemini vurgulamıştır. Kâinatın Sahibi, isminden bahşettiği, rahmetinin bir tecellisidir “Annelik”…

Günümüz dünyasında her kavramın altı oyulup değiştirilmeye çalışıldığı gibi “ Annelik” gibi önemli ve özel bir durumun da manası basitleştirilmeye çalışılmaktadır. Modern çağ, kapitalist düzen, bir ömür boyu evladını için çabalayan, zahmetleri rahmetle karşılayan anneliği, tüketim kültürü içine heba etmektedir.

“ Anneler Günü”, tek bir gün içinde alışveriş çılgınlığı ile analarımızın hakkını ödeme mahiyetine büründürülmüştür. Bu da yetmezmiş gibi reklam filmlerinde “ annelik” insan evladı yerine hayvanlarla denk tutulmaya çalışılarak, çocuk doğurmaya gerek yok, hayvan da baksanız annesiniz algısı oluşturulmak istenmektedir.

Her canlıya iyilik sadakadır, hadisi hükmünce bizler zaten çiçek, ağaç, hayvan demeksizin her can taşıyana merhamet beslemekte ve korumaya çalışmaktayız. Ancak bir insan evladı ile evcil hayvanı denk tutup annelik gibi yüce bir manaya atfetmek akıl tutulmasından başka hiçbir şey değildir.

Tuhaftır ki Batı medeniyeti ve Yahudi firmaları bu oyunlarını sadece doğu medeniyetleri üzerinde kurgulamaktadır. Kendilerine gelince aynı reklam, mutlu bir aile örneği ile sergilenmektedir. Sözüm ona çağdaş medeniyetler, kadını annelik gibi kutsaldan vazgeçirerek aile mefhumunu da gereksiz, kısıtlayıcı göstermektedir.

Bu durum üzerine çokça düşünülmesi gereken özellikle de anne adayı kadınların dikkat etmesi gereken önemli bir konudur. Kadın fıtraten evi yuva kılan, çekip çeviren, evlatlarını ve eşini bir düzene koyan, medeniyetler kuran nice güzel özelliklerle donatılmış bir kişidir.

Onun evinin dışına ısrarla yorucu iş güçleri ile sürüklenmesi, anneliğin zayıflık ya da özgürlüğü elinden alan bir durum gibi gösterilmesi, kadını yaratılışından uzaklaştırıp insanlık medeniyetini felakete sürüklemektir.

Sözün özü; “ Gel anne ol! Çünkü anne, bir çocuktan bir Kudüs yapar…” NURİ PAKDİL

Sevda ÇEVİK