Bir misafir düşünün; geldiği yere huzur, bereket, iyilik ve güzellik getiren. Bir misafir düşünün; sizi içinize düştüğünüz karanlıktan aydınlığa çıkaran, umutsuzluk girdabından çıkaran. Tam bittim tükendim dediğinizde elinizden tutup kaldıran bir misafir. Yüzünüzü güldüren, sizi çekip çeviren, eğriliklerinizi doğrultan ve kendinize getiren bir misafir, üstelik bu konuk, sevgisi ile sarmalayıp içinizi ısıtıyor.
Kim olduğunuzun önemi yok onun için, makam- mevki umurunda değil, zengin ya da fakir oluşunuzla ilgilenmiyor. Güzelliğiniz, şan veya şöhretiniz, dünyalık adına önemsediğiniz her ne varsa ayağının altına alıyor. Tek bir şey istiyor sizden ihlas yani samimiyet…
Sıcak yaz günlerinde tatlı bir esinti ile gelen yaz yağmurlarını andırıyor, rahmet damlaları ıslatıyor tenimizi ta ki içimizi yıkamak istiyor. Her türlü kirden, pislikten temizlenip arınalım diye çabalıyor. Tüm zamana, mekâna, haneye ayırmadan nuruyla giriyor. İnsanlık hakkı batıldan ayırsın, mazluma zulmetmesin, doğruyu yanlışla değişmesin diye tüm gücü ile uğraşıyor. Kendine yabancı kalmış biçare insanlara, Kâinatın yegâne Sahibinden hediyeler getiriyor.
Katılaşmış kalplere merhamet aşısı vuruyor, cimrilik hastalığına yakalanmışlara yardımseverlik merhemi sürüyor. Kibrine yenilip kendini dev aynasında gören insanlara, acziyetini hatırlatıyor. Dil belasına tutulmuşlara, susmanın kıymetini, nefsinin arzularına yenilenlere iffetin güzelliğini, çok yemenin, çok uyumanın ve çok konuşmanın felaketini anlatıyor. Girdiği evlerde yepyeni bir değişim ve dönüşüm için çalışıyor.
Misafirin kimliği belli; On bir Ayın Sultanı Ramazan-ı Şerif. Kâinatı karanlıktan nura çıkaran, hak ile batılı ayıran, insanlığın kılavuzu Kuran-ı Kerim’in inmeye başladığı, mübarek aydır o. Rahmet Elçisi ( SAV)’in deyimiyle;” cehennem kapılarının kapandığı, cennet kapılarının ardına kadar açıldığı,” güzide aydır o. Oruç ibadetiyle bedenlerimizin ve ruhumuzun kirden arınıp temizlendiği rahmet dolu bir aydır.
Erenlerin “EDEB YA HU !”, tabirinin hayat bulduğu bir aydır. Elimize, dilimize, bedenimize sahip çıkmamızın önemini hatırlatan bir aydır. Bin aydan daha hayırlı, rahmet yağmurlarının sağanak sağanak yağdığı Kadir Gecesi’ni içinde barındıran bir aydır. Kulluğumuzun farkına vardığımız, acizliğimizi tüm zerrelerimizce hissettiğimiz bir mübarek aydır. Açlık ve susuzluktan bitap düşmenin zorluğunu fark ettiğimiz, vermenin önemini anladığımız bir aydır. Şükrün sadece sözde olmaması gerektiğini, her halimizin şükür halinde kalması gerektiğini öğrendiğimiz aydır.
Nefsin ve bedenin istekleri susmak zorunda kaldığında ruhumuzun ve gönlümüzün konuştuğunu fark ettiğimiz aydır. Maddi imkânı yerinde olanın, zorda olanla köprü kurduğu, Allah için vermenin zirvede olduğu aydır. Gece yarımızın sahur bereketiyle, gündüzümüzün oruç ibadetiyle, akşamımızın ise iftar sevinciyle, gecemizin de teravih namazı ile taçlandığı bir mübarek aydır. Kâinat kitabı ile hemhal olduğumuz, camilere dolduğumuz, mümin kardeşliğinin zirvede yaşandığı bir aydır. Gelişi kalbimizi aydınlatıp mutlu eden, içerisinde kim bilir hangi sırları barındıran seçkin bir aydır…
Peki, bu en güzide misafiri nasıl karşılayacağız? Onun bize getirdiği sonsuz güzellikteki hediyelere karşılık biz ne yapacağız? Malumdur ki eve gelen konuğa hürmet gerek, ikram gerektir. Bir aylık zaman diliminde onu memnun edip gönül rahatlığı ile uğurlayabilecek miyiz? Elimizden gelenin en iyisi ile mukabele edebilecek miyiz?
Şimdi sıra bizde, zaaflarımızı, hatalarımızı, kusurlarımızı düzeltmek için fırsat ayağımıza kadar geldi. İlk günden başlayarak, kendimizde gördüğümüz eksiklikleri yok etmenin, onun yerini güzel davranışlar eklemenin vaktidir. Oruç ibadeti ile arınmanın, Kuran-ı Kerim ile dirilmenin, sadaka ile vermenin önemini idrak etmeliyiz. Gecesi ve gündüzü ayrı güzel bu kutlu ayda kendimize çeki düzen vermeliyiz. Rabbimiz çabalarımızı katında cevapsız bırakmayacaktır.
Sözün özü; “ Zaman insanı hep ölüme doğru götürürken Ramazan gelir, diriliş ayı başlar…” SEZAİ KARAKOÇ
Sevda ÇEVİK