Bir rüya ile başlamıştı her şey; Kâinatın Sahibi, “Halil” diye isimlendirdiği “ Dost” sıfatını layık gördüğü peygamberi İbrahim’den evladını kurban etmesini istemişti. Hz. İbrahim uyandığında bunun sadece bir rüya değil, Hakkın emri olduğundan emindi.

Yıllarca hasretle beklediği, özlemini çektiği ve özenle büyüttüğü evladına uzun uzun baktı önce ve rüyasını ona da anlattı. Henüz çocuk yaşlardaki İsmail, peygamber babasını güzelce dinledikten sonra çocuk kalbinden büyük bir eda ile : “ Ey babacığım, ne emrolunuyorsan yap! Sen beni inşallah sabredenlerden bulacaksın”, dedi.

( Saffat Suresi; 102.ayet)

İbrahim A.S ve evladı itaat ve teslimiyetle yola koyuldu. Hz. İsmail’i, Salih evlat olarak Rabbinden dilediği evladını, Rabbinin emri gereğince kurban etmek için yatırdı. Bıçağı şakağına dayadı ama olmuyordu bir türlü, İsmail babasına yüzünü de görmemesi için dönmeyi teklif etti.

Baba ve oğul, Allah’ın emrini yerine getirmek için Rablerine teslim olmuşlardı. İşte tam da o anda Kâinatın Sahibi, Cebrail’ini bir koç ile gönderdi. İsmail’in diyetiydi koç, bundan sonraki tüm milletlere miras kalacak bir kurban geleneğiydi. Rabbimiz seslendi: “ ...Ey İbrahim! Rüyanı gerçekleştirdin. Biz iyileri işte böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz bu, apaçık bir imtihandı.”

( Saffat Suresi; 104-105-106.ayetler)

Yaratıcımız dostu Hz. İbrahim’i en sevdiği şeyle, evladı ile sınamıştı. Aslında Rabbimiz Hz. İbrahim’den evladının canını değil; oğlunu bile feda edecek bir kalp istemişti. Çünkü Mevla’ya sadakat ile bağlanmak; verilen her nimetin Hak’tan geldiğinin bilincinde olmak, hiçbir şeyin sahibi olmadığımızı anlamak, emanetçi olduğumuzu hissetmek ve kabul etmekle başlardı.

Hz. İbrahim As, yıllarca baba olmak istemiş, Salih bir evlat için Hakka yalvarmıştı. Rabbimiz duasına icabet etmiş, ona hayırlı bir evlat ihsan etmişti. Muhabbetle bağlandığı evladı, onun imtihanı olmasın diye sınanmıştı İbrahim AS. En sevdiğinin kimden geldiğini hatırlatan Rabbimiz, peygamberinin nazarında tüm insanlığa bir ders vermişti. Sevdiğimiz her şeyi kararınca sevmeyi, bağımlılığa dönüştürmememiz isteniyordu bizden.

Bağımlılığa, tutkuya dönüşen her sevgi; muhabbet olmaktan çıkıp insanı yiyip bitiren bir ateşe dönüyordu. Ve farkında olmasak da içimizde putlar beliriyordu, bize kendimizi unutturan. Bazen mal-mülk, bazen evlat, bazen makam-mevki, bazen şan-şöhret, bazen yâr, dünyalık adına ikram edilen nimetler, sahibi olduğunu sandığımız her şey…

Hz. İbrahim kıssası ile Rabbimiz bize emanetçisi olduğumuz şeyleri yeri geldiğinde Allah için feda etmeyi, her durumda ve koşulda sadakatimizi göstermemizi istiyordu. Kalbimizde büyüttüğümüz dünyalıklar aslında sadece bir yükten ibaretti, bizden istenen ise o yüklerden kurtulmaktı.

Nimetlerin şükrü ile emaneti gerçek Sahibine teslim etmek gerek ki gönlümüz ferahlasın, yüreğimiz putlardan arınsın ve kalbimiz mutmain olsun. Kurban ibadeti; tam bir teslimiyet ve samimiyetle Rabbimize yakınlaşmamıza vesiledir.

Bu yüzden Allah kelamında : “ Unutmayın ki, o kurbanların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Sizden Allah’a ulaşacak tek şey takvanızdır…” ( Hac Suresi;37.ayet) buyruğu ile Kurban ibadetinin asıl önemini vurgulamıştır.

Sözün Özü; “Dinleyip itaat ederiz. Hüküm onundur. Onun buyruğu, bizim için kesin emirdir. Bizi İsmail gibi kurban etse bile, İbrahim’imizden baş çevirmez, ona isyan etmeyiz.”

( MEVLANA )

Sevda ÇEVİK