Merhaba İnegöl'ün güzel insanları! İnegöl'ün tarih ve kültürüne dair yazılarımıza devam ediyoruz.
1299 yılındaki fetihten sonra uzun süre sessiz bir köy statüsünde kalan İnegöl, Sultan Yıldırım Beyazıt’ın stratejik ve mimari dehasıyla nasıl küllerinden doğdu? Cuma Camii’nden İpek Yolu üzerindeki gizli hazine Kurşunlu Mescidi’ne uzanan asırlık bir şehircilik öyküsü…
Tarih, yalnızca savaş meydanlarında kazanılan zaferlerden ibaret değildir; asıl başarı, fethedilen toprakların nasıl birer medeniyet merkezine dönüştürüldüğüyle ölçülür. İşte bu hakikatin en çarpıcı ve canlı örneklerinden biri, yanı başımızdaki İnegöl Kasabası’nın tarihi serüveninde gizlidir.
Dile kolay, 1299 yılında gerçekleştirilen o şanlı İnegöl fethinin üzerinden uzun yıllar geçmiş olmasına rağmen, kasaba merkezinde halkın toplanacağı bir Cuma Camii bile bulunmuyordu. İnegöl, fetihten sonra geçen o uzun asırlar boyunca, adeta kendi kabuğuna çekilmiş küçük bir köy statüsünde kalmıştı. Yerleşim alanı ise halk arasında "yokuş" olarak tabir edilen tarihi İnegöl Höyüğü’nün sınırlarının dışına bir adım bile taşamamıştı.
İnegöl’ün bu makûs talihi, Osmanlı’nın vizyoner padişahı Yıldırım Beyazıt’ın dokunuşuyla tamamen değişti. Sultan, kasabanın ufkunu açacak büyük bir imar hamlesine girişerek İnegöl’e hem bir Cuma Camii hem de modern bir hamam inşa ettirdi. Ancak bu inşa sürecinde uygulanan deha ürünü bir şehircilik planlaması vardı ki, bugün bile modern mimarlara taş çıkartacak niteliktedir.
Sultan Yıldırım Beyazıt, hamamı o dönemin yerleşim alanının tam merkezine konumlandırırken, Cuma Camii’ni bilerek ve isteyerek meskûn mahallin güneyine -yani o günün şartlarına göre yerleşimin tamamen dışına- inşa ettirmişti. İlk bakışta anlaşılması güç olan bu tercihin arkasında, muazzam bir ileri görüşlülük yatıyordu.
Yıldırım Beyazıt, bu hamlesiyle İnegöl Kasabası’nın mimari ve demografik yönden gelişmesini arzu ettiği istikameti açıkça işaret etmişti. Nitekim çok geçmeden padişahın öngörüsü meyvesini verdi; Cuma Camii’nin etrafında hızla yeni bir mahalle teşekkül ediverdi. İşte bu yeni mahalle, İnegöl’de başlatılan ilk mimari açılımı ve büyük kentsel atılımı temsil ediyordu.
Peki ya o dönem meskûn mahallin tam ortasına kurulan hamam neredeydi? Sultan Yıldırım Beyazıt, bu hamamı günümüzde Sinan Bey Camii ismiyle anılan caminin hemen yakınına yaptırmıştı. İlginçtir ki, 1299 yılındaki o ilk fetihten bu yana halka aralıksız hizmet veren emektar zaviyeli-mescid de tam olarak bu tarihi civarda bulunmaktaydı.
Günümüze geldiğimizde, şehir hafızasında "Çifte-Hamamlar" veya "Kaptanın Hamamı" adıyla anılan yan yana iki hamam yapısı görürüz. İşte bu ikiz yapılardan kuzeyde yer alanı, bizzat Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılarak asırlar önce hizmete sunulan o ilk hamamdır.
Hemen yanı başındaki güney hamamı ise daha sonraki asırlarda Sinan Bey tarafından inşa ettirilecektir ki; bu konunun detaylarını, tarihin akışına sadık kalarak ileride Sinan Bey ile alakalı kaleme alacağımız müstakil bölümde etraflıca ele alacağız.
Yıldırım Beyazıt’ın imar dehası yalnızca kasaba merkeziyle de sınırlı kalmamıştır. Sultan, İnegöl merkezindeki bu köklü dönüşümü gerçekleştirirken, aynı dönemde Kurşunlu Beldesi’nde de muazzam bir kervansaray ve bir Zaviyeli Mescid inşa ettirmiştir.
Padişahın Kurşunlu’yu seçmesi asla tesadüfi değildi. Çünkü Kurşunlu Beldesi, dünya ticaretinin kalbi sayılan Tarihî İpek Yolu’nun tam üzerinde yer almaktaydı. Aynı zamanda Konya ile İznik’i birbirine bağlayan ve dönemin en kritik haberleşme ağı olan "Posta Yolu" adıyla anılan diğer önemli güzergâhın da tam kesişim noktasındaydı.
Ne yazık ki Kurşunlu Beldesi’ndeki Yıldırım Beyazıt Kervansarayı, Kurtuluş Savaşı esnasında işgalci Yunanlılar tarafından yakıldığı için günümüze ulaşamadı. Ancak o hain yangından geriye sarsılmaz bir kale gibi kalan bir mukaddes hazine var... Halk arasında "Fatımetü’z-Zehra" adıyla da yâd olunan, Yıldırım Beyazıt’ın o topraklara emanet ettiği kutsal Zaviyeli Mescid, tüm fırtınalara direnerek günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.
Bugün açık yüreklilikle ifade etmek gerekir ki; İnegöl coğrafyasında Türk-İslâm kültürü adına yapılan ve orijinal yapısı ile günümüze aynen intikal eyleyen en eski tarihî yapı, sadece ve sadece bu mesciddir.
Karşımızda duran bu muazzam tarih hazinesi, geçmişimizle kurduğumuz en somut bağdır ve ne pahasına olursa olsun mutlaka korunmalıdır. Bu eşsiz mirası gözü gibi koruyanlara, yıkılmaktan kurtarıp ihyâ edenlere bir borç olarak minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Tarih, ecdadın mirasına sahip çıkanları asla unutmayacaktır.
Sıradaki yazımızda görüşmek üzere! Yaşam sevinciniz eksik olmasın!
MURAT ALTIN
Kaynak: gencgazete.net