Babası: Dün okul çıkışı eve gelirken arabada anlattığın olayı annene de anlat kızım.

Kız öğrenci: Baba, sana anlattım ya... Bir daha mı anlatayım. Aynı şeyleri bir daha dinlemek ister misin? Sıkıcı olmaz mı senin için?

Babası: Sen anlat kızım, çok güzel bir ders yapmışsınız bugün. Annen de dinlesin ben de bir kez daha dinlemiş olurum. Sen merak etme hiç sıkılmam.

Kız öğrenci: Anne, metin tahlilleri diye seçmeli bir dersimiz vardı bugün. Cuma namazı sonrası. Hocamız namazından niyazında ama biraz daha fazlası olan biri. İnandığı şeyleri anlatmayı özellikle her meseleyi ayetle, hadisle desteklemeyi çok sever.

Annesi: Eee kızım, ne var bunda. Her Müslüman öğretmenin yapması gereken şeyler bunlar. Gerçi ben de Türkçe öğretmeniyim ama biz müfredatın dışında başka bir şey konuşmuyoruz derslerde, çocuklar yanlış anlamasın diye.

Kız öğrenci: Ama bizim hocamız her konuyu “bağlamında anlatmayı” sever ve iyi de denk getirir, bağlar ipin ucunu birbirine. Nereden bulur öyle sözleri bilmem. İtiraz edecek olsak hemen dersle ilgisini kuran iki cümleyi bırakıverir önümüze. Biz de bin pişmanız tabii itiraz ettiğimize. Hayır, ben ses çıkarmam ama sınıftaki bazı arkadaşlarımız memnuniyetsizlik ifade edecek tavırlara bürünüyorlar bazen.

Babası: Dün de oldu mu böyle bir şey?

Kız öğrenci: İşte bugün tam da böyle oldu. Edebiyat dersini çok iyi dinleyen bazı kız arkadaşlarım, sabahki edebiyat sınavında yorulan beynini dinlendirmek için mi yoksa bir ders sonraki dinleme sınavı için mi bilmiyorum; adeta kafalarını dinlemek ister gibi sıranın üstüne koydular.

Annesi: Eee hocanız ne yaptı, göz yumdu mu?

Kız öğrenci: Hayır tabii, elinden geldiği kadarıyla hiç kimsenin uyumasına, başını sıraya koymasına müsaade etmiyor. Yeri gelmişken söyleyeyim, bazı kız arkadaşlarımız başını sıranın üstüne koyunca saçları sıradan aşağı sarkıyor ve ona da şelale gibi ifadesi ile iltifat ediyor.

Annesi: Evet kızım, konuyu dağıtmayalım çok merak ettim bugün hocanız ne anlatmıştı?

Baba: Tamam anne, babama anlattığım kadarıyla sana da anlatacağım. Akıllı tahtaya Mülk Suresi yazdı. Beş dakikalık bir Kur'an meali dinleyecektik. Dinleme sınavına hatırlatarak dinleyeceğiniz metin; roman, hikaye, şiir, şarkı sözü, tiyatro metni ya da Kur’an-ı Kerim... Ne fark eder? Değil mi ki aklınızla cümleleri tartacak, sorulan sorulara cevap vereceksiniz. O yüzden bunun bir Kur'an metni olması çok rahatsız etmemeli, dedi. Haklı mı haklı...

Anne: Vallahi kızım hocanız çok mantıklı bir şey söylemiş.

Kız öğrenci: Dedim ya genellikle ilişkisini kuruyor, bağlamını oluşturuyor ve oradan bizi ikna ediyor. Ama bir özelliği daha var hocamızın... Böyle kendisi de çok Kur’an-ı Kerim’in manasını okuyor ve etkilendiği bölümleri gelip bize bir şekilde, ders kuralları içinde anlatıyor.

Anne: Yine mantıklı bir yaklaşım. Peki, bu ders için çarpıcı ya da etkileyici bir ifade kullandı mı?

Kız öğrenci: Tabii bir ağırlık çöktü üstüme dalmak üzereydim, çok farklı bir şey söyledi. “Bugüne kadar hep size sordular ve siz devamlı cevaplayan oldunuz. Şimdi bu surede dinleyeceğiniz cümleleri siz tasarlayıp siz sorularınızı sorun, dedi.

Baba: Bak hanım, işte burayı ben de çok tuttum. Çocuklar bu şekilde sürekli cevap vermek pozisyonda olunca bir tık edilgen kalıyorlar. Ama sormak, bir soruyu tasarlamak belki zihnen daha güçlü kılar öğrencileri. Evet kızım, hangi soruyu sordu arkadaşların.

Kız öğrenci: Telefondan açayım da okuyayım ayetleri. Şu Mülk suresinin ilk ayeti kerimesini dinledik. “Mutlak hükümdarlığı elinde tutan Allah ne yücedir! O dilediği her şeyi yapmaya muktedirdir.” Hemen arka sıradan bir arkadaş parmak kaldırıp izin almadan sınıfın hafif gürültüsü içinde: “Allah kimdir?” sorusunu yapıştırıverdi.

Anne : Pek iyi soru olmamış kızım amma...

Kız öğrenci: Evet hocamız da biraz düzeltme yaptı. “Allah'ın özellikleri nelerdir?” daha iyi olur dedi.

Sonra ikinci ayetin mealini dinledik. “Hanginizin daha iyi, daha yararlı iş yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O azizdir gafurdur.”

Ayet çok açık olduğu için soruda çok netti. “Hayat ve ölüm niçin yaratılmıştır?”

Baba: Evet Hanım, bak çocukların aklı kesiyor, gayet güzel bir soru sormuşlar. Cevabı da ayetin kendisi zaten.

Kız öğrenci: Sonra birkaç ayet-i kerime devam etti. “Yedi kat gökleri uyum içinde yaratan O’dur. Sen Rahman olan Allah'ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Tekrar bak, onda bir çatlak görebilecek misin? Dön bir daha tekrar bak. O göz sana aradığını bulamamış, yorgun bir halde geri dönecektir. Biz yakın gökyüzünü kandillerle, yıldızlarla süsledik. Yıldızlardan çıkan ışıkları şeytanları kovmak için birer fişek yaptık. Ayrıca biz onlara ahirette alevli bir azap hazırladık. Rablerini inkarda direnenlere Cehennem azabı hazırladık.”

İşte bu son ayetlere geçince yine akışı durdurdu. Ve tüm sınıfa; “Size bir türlü öğretemedim ya paragraf yapmasını... İşte burada net biçimde görünüyor. Bir konuyu anlatırken farklı bir açıdan ele alacaksanız paragraf yapmalısınız. Satır başıyla yani satırı biraz içeriden başlatıp yeni bir bölüme geçmelisiniz.” dedi ve ekledi:

“Peki, bu ayetlerde hangi ilmi disiplinden bahsediyor?” Disiplin kelimesini duyunca sabah olduğumuz Türkiye geneli ortak sınav aklımıza geldi. Biz bugüne kadar ilmi disiplin kelimesini hiç duymamıştık. Hocamız, bu ayetler kozmolojiden bahsediyor deyince bir arkadaşımız “astroloji” dedi. Hocamız tekrar daha Türkçesi ile “gök bilimi” diyerek olayı anlayacağımız biçimde söyledi.

Anne : İyi bir yaklaşım hakikaten, hocanız edebiyatla, dil bilgisiyle, ayetlerle hepsini harmanlamış. Sonra nasıl devam etti, oku bakalım.

Kız öğrenci: Tamam, telefonun ekranını açayım. “Rablerini inkarda direnenler de cehennem azabını hazırladık. Ne kötü yer orası. Onlar cehenneme atıldıklarında onun kaynarken çıkardığı fokurtuyu işleyeceklerdir. Öyle ki Cehennem öfkesinden neredeyse çatlayacak. Her bölük cehenneme atıldıkça cehennemin görevlileri onlara: ‘size böyle bir azapla karşıyaşacağınızı söyleyen bir peygamber gelmemiş miydi?’ diye soracaklar. Onlar diyecekler ki: “Evet, bize bir peygamber gelmişti fakat biz onu yalanlamış ve Allah bir şey indirmiş değildir. Siz büyük bir sapkınlık içindesiniz” diye onlara karşı çıkmıştık. Eğer onları anlayıp dinleseydik veya aklımızı çalıştırsaydık böyle alevli azaba atılanlar arasında olmazdık.”

Kız öğrenci devamla: Evet, bunları dinledikten sonra hocamız; “Burada hangi anlatım tekniği kullanılmıştır?” diye sordu. Geçen hafta Metin Tahlilleri sınavında sorduğu soruyu tekrarladı. Duvar tarafından bir arkadaşımız “diyalog tekniği” deyiverdi.

Yine öbür arkadaşımız, “buradaki diyalog, kiminle kim arasında yapılmıştır?” diye soru verdi. Hocamız da “harika bir soru” dedi ve cevabı da başka arkadaşa bıraktı.

“Cehennem görevlisi melekler ile cehenneme atılanlar inkarcılar arasında bu diyalog yaşandı.” diye verdi.

Anne : Tamam kızıml, tamam. Anladım çok güzel bir ders olmuş. Keşke ben de öğrencilerimle bu şekilde ilahî metinler üzerinden dersimi anlatabilsem.

Kız öğrenci: Ama dur anne bir şey daha var, o beni çok etkiledi. Hocamız da ondan etkilenmiş .

Anne: Nedir kızım, söyle bakalım.

Kız öğrenci: “Kuşları havada tutan Allah'tır” ayeti kelimesi.

Baba: Ne var bunda kızım?

Kız öğrenci: Biz onları kanatları havada tutuyor zannediyorduk. Evet, kanatları ile uçuyorlar ama onları her gördüğümüzde Allah'ın onları havada tuttuğunu düşünmek çok daha derin bir düşünce. Bu, bize, görünenin arkasındaki gücü hissettirmesi açısından çok önemli geldi bana.

Mesela bir şey yapacakken biz kendi gücümüzle mi yapıyoruz onları, yoksa bize onları yapacak gücü veren Allah mı?

Baba: Evet, haklısın kızım. Tabiattaki her şeyde onun yaratıcısını düşünmek ve büyüklüğüne hayran olmak lazım. Hani bir kitabın ismi kadar, onu yazanın da ismi önemlidir ya, o misal.

Kız öğrenci: Bak anne, son bir şey daha söyleyeyim. Ayette “Söyleyin, yüzü koyun sürünen mi yoksa dosdoğru bir yol üzerinde dimdik yürüyen mi hedefe daha kolay ulaşır? (22 ayet)

“Evet, bu da insanı ikna etmek için örnek verilmiş, benzetme yapılmış. Tabii ki dimdik yürüyen hedefe daha iyi varır. Ama bu karşılaştırma niye yapılmış. Bak burada anlatım tekniklerinden karşılaştırmalı anlatım kullanılmış. Eğer bir şiir olsaydı tezat sanatı yapılmış derdik.” dediydi edebiyat hocamız.

Anne: Evet kızım, çok güzel yakalamışsınız. Sizi ve hocanızı tebrik ediyorum. Bir taraftan ilahi bir metinle aklınız muhatap oluyor; diğer taraftan da derslerinizi bu şekilde yapıyorsunuz. İnsanın Kur'an'ın mealinden haberdar olması çok güzel bir şey. Bugüne kadar hep din dersinin konuşulmuş gibi Kur’an’dan söz etmek gericilik, yobazlık gibi göründüğü için çekindik.

Kız öğrenci: Anne vallahi biz her şeye varız. Yeter ki bize bağlamında söz söylesinler. Hatta denemelerde öyle cümleler çıkıyor ki ben çevre mühendisi miyim, bilim insanı mıyım ya da tarihçi miyim hiç bunları sormuyoruz. Yukarıdaki paragrafta anlatılan cümledeki edebi tekniği yakalamaya çalışıyoruz.

Baba: Evet kızım, baban olarak öğretmeninden çok memnunuz. Senin vesilenle bize de bazı yaklaşımları hatırlatmış oldu. Şimdi sen bizim bir hocamız, bir bilenimiz oldun bu akşam. Dile benden ne dilersen!

AHMET TAŞTAN