Liseli genç, ikinci dönemin ilk konuşma sınavı için verilen konuyu hiç beğenmemişti. Anlatılması zor, söylenilmesi ayıp olan bir mesele değildi ama toplumdan öğrendiği kadarıyla “yapılan iyiliklerin söylenmesini” hoş karşılamamıştı. Niçin yaptığı iyilikleri anlatsın ki?
Sınıftaki arkadaşları da hocasına böyle söylemişti. Tecrübe sahibi edebiyat öğretmeni, bu itiraza bilirkişi kararlılığı ile sert tepki verdi: “İyilikleri anlatmayalım da kötülükleri dedikodu mahiyetinde herkese söyleyelim mi? O zaman iyilik mi çoğalır toplumda kötülük mü?”
Uydum kalabalığa hissiyatı ile genel geçer kabul edilmiş anlayış patlayıverdi. Edebiyatçının cümlesi, cümlesini susturmuştu. Hakikaten niçin bugüne kadar bunu düşünmedi. Sürekli kötülükler konuşulursa, bazı insanlar ibret alacağı yerde kötülüğün normalleştiğini kabul edip örnek alırlarsa... Çok korkmaya gerek yok, zaten alenî olarak yapılan kötülükler haberlerde, dizilerde, yorumlarda boy boy kendini gösteriyordu.
Daha dün yapılan bu konuşmayı unutmamıştı delikanlı.. “Hadi söyleyin bakalım içinizde iyilik yapan var mı?” diye sormuştu edebiyatçı. Ses çıkmadı sınıftakilerden. Soru bir daha tekrarlandı: “Hiç iyilik yapan kimse yok mu içinizde ya hu?” Silik soluk bir cevap geldi arka sıralardan. “Vardır hocam... Yapmışızdır ama hatırlamıyoruz!”
“Hah, işte bu güzel!” dedi edebiyatçı. “Yaptığın iyiliği unutmak babında söylenmiş atasözümüz var ya, herhalde onu uyguluyorsunuz.” Onaylayan başlar inip kalktı hafifçe. “İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir. Şu anda denizler yaptığınız iyiliklerle doludur, balıklar yemediyse!” Sitem dolu hafif bir tebessüm sınıftaki soluk yüzlerde belirdi.
Soru biraz daha biçim değiştirilerek tekrar soruldu. “Size yapılan bir iyilik var mı? Hani teşekkür ettiğimiz, Allah razı olsun dediğiniz, minnettarlık duydunuz bir iyilik...” Aynı soğuk sessizlik tekrar sınıfta kasırga gibi eski. Sınıfın bu tepkisizliğine artık çabuk sinirlenen edebiyatçı, sesini biraz daha yükseltti. “Hakikaten bir iyiliğe muhatap olan yok mu? Filmin aynı sahnelerini seyreden insanlar gibi tekrar edildi cümleler. “Muhakkak vardır hocam ama şu anda hatırlamıyoruz, aklımıza gelmiyor...”
Tecrübeli edebiyat öğretmeni önündeki sanal engeli açmaya çalışıyordu bir şekilde. Bu çocukların her dediğine şaşıyordu ama onlarin gönlünü de toparlaması lazımdı. Ve son kurşunu da sınıfın ortasına sallayıverdi rastgele. “Çevrenizde yapılmış bir iyiliğe şahit olan var mı? Onu gören, onu takdir eden, sonra bir kantinde arkadaşına ya da akşam sofrada annesine babasına aktaran var mı?”
“Romanlarda okuduğumuz olur mu hocam?
“Dizilerde ya da filmlerde gördüğümüz olur mu?”
“Evet, olur.” diye cevap aldıklarında üç beş tane parmak tavaya kalktı. Gördükleri yani şahit oldukları iyiliğin kısa bir cevapla anlattılar.
Tüm algıları yıkacak konuşma sınavının konusu belli olmakla kalmayıp herkes tarafından anlaşılmıştı. İyilikler anlatılacaktı. Şu unutulan, fark edilmeyen, eşe dosta söylenmeyen(!) ne kadar iyilik varsa sınıfın ortasında zikredilecekti.
Edebiyat öğretmeni kısa bir hesaplama yaptı. Her öğrenci üç iyilik anlatırsa bir sınıftan 90 tane iyilik derleyecekti gönlü. Sınıfın havası bir anda değişecek, ne iyi arkadaşlarımız varmış, onlarla beraber aynı sınıfta okuyormuşuz da haberimiz yokmuş” diyecekti belki de.
Konuşma sınavı günü geldi.. İki dakikalık süre içinde güzel bir hitap cümlesi ile başlayacaklar yani “Sayın hocam, sevgili arkadaşlar!” diyecekler ardından konunun başlığını söyleyeceklerdi.
“Bugün sizlere, benim yaptığım iyilik, bana yapılan iyilikler, bir de gördüğüm şahit olduğum iyilikleri anlatmak üzere huzurlarınızdayım.” diyecek ve iyilikler baharda açan çiçekler gibi sınıfın dört bir tarafını güzelleşeceklerdi.
Delikanlı, öğretmen masasına oturup da yapacağı iyilikleri konuşurken arkasındaki tahtada 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı, Türk Dili ve Edebiyatı, Konuşma Sınavı” yazısını gördü. Sonra az önce zikrettiği konu başlıklarını da fark edince biraz heyecanlandı ama asıl heyecanı önünde kameraya çeken hocasını gördüğünde hissetti.
Delikanlı, ilk cümlelerini duymadı. Konuşması ilerledikçe sesi kulağına doğru akmaya başladı sonra zihninin ortasında canlanan o güzel davranışlarını jest ve minik hareketleri eşliğinde anlattı, anlattı, anlattı.
Çok hoşuna gitmişti yaptığı iyilikleri hatırlamak ve anlatmak. Süre dolmuş ama cümleleri henüz bitmemişti. Arkadaşları arka sıradan tamam yeter süren doldu işaretleri yapıyorlardı. Delikanlı “Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim” dedi ve sırasına geçti.
Aslında yaptığı iyilikleri anlatmak, hem kendilerini memnun etti hem de arkadaşlarının özel ve güzel yönlerini öğrenmekten dolayı mutlu oldu, liseli genç. “Keşke böyle konuları diğer arkadaşları da kantinde, sokakta, koridorlarda, konuşabilseler toplumdaki iyilikleri, güzellikleri çok yaygın olduğunu hissedebilsek” diye düşündü.
AHMET TAŞTAN