İki münferit olay… Çok canımızı yaktı, dehşete düşürdü, öfkelendirdi hepimizi... Birincisi, daha önce okuduğu eski okuluna gelip, yanında getirdiği silahla rastgele ateş ederek 16 kişiyi yaraladı ve intihar etti… Ertesi gün bu vahim olayı protesto ederek okullarına gitmedi birçok öğretmen…

Tam da o gün Kahramanmaraş’ta bir çocuk, babasına ait beş adet silahı ve mermileri çantasına doldurup okulunu bastı ve biri öğretmen olmak üzere dokuz canımıza kıydı, onlarca da yaralı bıraktı ardında ve kendisi de öldü…

Olayın detaylarını hepimiz duyduk, dinledik, yorum yaptık, suçu öteye beriye attık ve hatta fırsattan istifade bir kesim sayın bakanın istifa etmesi gerektiğine kadar bağladı meseleyi…

Şahsen bir eğitimci ve yıllarca okul müdürlüğü yapmış ve bu olaylardan samimi bir şekilde içi yanmış biri olarak tespit, teşhis ve önerilerde bulunacağım... Lakin, koca bir çuvaldızı rastgele sallayacağım, kime denk gelirse, onun da canı yansın bakalım…

Meslek hayatımda “okuldan ve öğretmenlerden nefret ediyorum, fırsatım olsa bombalarım” diyen öğrenci de duydum, “okula gitmek istemiyorum, niye ben saatlerce bu sıralarda oturmak ve şu yetersiz öğretmenleri dinlemek zorunda kalıyorum” diyeni de gördüm… Okullar bir vesileyle tatil edildiğinde “müjde! yarın okullar tatil” manşetini atan medyayı da müşahede ettik yıllarca...

Cuma günü, sporcu lisansı çıkartmak için gelen bir öğrenciyle şu vahim durum üzerine sohbet ettim, çok ta üzgün ve infial halinde değildi, “nasıl çözülür bu mesele” dedim, “çözülmez” dedi, “böylelerini okutmayacaksın” dedi, kapadı konuyu…

Gençler ve çocuklar gamsız ve duyarsızlar, sorun bizim sorunumuz, onların değil yani...

O cani çocuğun psikolojisine sahip çok çocuk vardır bizde, buz dağının altı çok büyük, hep birlikte yetiştirdik bunları…

Önce aileyi bozduk, baba baba değil, anne anne değil, çocuk hakeza… Roller yer değiştirmiş durumda… Çocuk merkezli aile ihdas ettik ki, el bebek hepsi, zorluk görmemiş, darlık görmemiş… Egoları şişirilmiş, hazları tatmin edilmiş, şımartılmış, yalnızlaştırılmış, kutsanmış çocuklar bunlar… Manevi, milli, etik, toplumsal karşılığı olan hiçbir değer koyulmamış hemencesine, ne ölen umurunda, ne doğan. Yakın uzak akraba, komşu, arkadaş, dost, dünyasında yer tutmuyor modern çağın prenslerinin/prenseslerinin… Onlu yaşlarında çocuk... Psikolojisi bozukmuş, depresyondaymış, travmaları varmış, tedavi görüyor, cinnet halinde…

Dayağı geçtik, azar mümkün değil çocuğa... Oysa kadim terbiye kültürümüzün baş tacıydı sopa…

Anadolu tipi aile, arızalarına rağmen genetiğimize en uyanıydı oysa…

Sonra mahalle... Çocuğun, gencin olgunlaşmasında, karakterinde, öfke ve davranış kontörlünde ikinci sıradaydı… Güvenli(!) siteler oluşturduk etrafı yüksek duvarlı, güvenlikler koyduk kapılara, dışarısının içeriden kötü olduğuna inandırdık zihnimizi. Komşuda cinayet işlendi, alt kattaki sapıkmış, yan komşu bağımlıymış, basından öğrendik, site arkadaşları da sanalmış meğer…

Mahalle mektebini küçümsedik, servislerde geçti çocukluğu... Mahalleyi bitirdik el birliğiyle, sokak kötü dedik içeri tıktık cancağızımızı… Sanal âlemin çöplüğüne attık bile bile… Odasında olduğunu biliyorduk ya içimiz rahattı… Oysa sanal alemde her oyun aynı şeytani elde kurgulanmış, şiddet, bağımlılık ve duyarsızlık enjekte etti taze beyinlere… Dijital dünya bilmediğimiz dünya, kontrolünü de yapamadık denetimini de… Fersah fersah gerisinde olduğumuz ve her an deveran olan o alemi biz yönetemedik, şeytan ve avanesi ele geçirdi evlatlarımızı… Peyderpey oldu, zamanla oldu ve biz ruhlarımızla birlikte geride kaldık…

Okul… Sonra okul/okullar bozuldu… Okul müdürlüğü için sınav yapıldı 1999 da, dönemin Milli Eğitim Bakanının talimatı ile yönetmelik değiştirilmişti. 70 puan üzeri alıp sınavı kazananlar, bir aylık çok ciddi eğitim sonunda tekrar sınava tabi tutuldu ve aldıkları puanlara göre (A tipi okul müdürlüğü için 85 ve üzeri, B tipi okul müdürlüğü için 76-85 arası gibi) sertifika verildi… Ergenle, çocukla iletişimden, örgüt yönetimi, kurum kültürü, eğitim öğretimde profesyonel yaklaşımlar, etkili iletişim ve tüm mevzuat üzerine sıkı derslerdi öğrettikleri… Bu dönemin müdürleri liyakatliudi, bilgeydi, otoriterdi, mükemmel yöneticiydiler, vizyonerdiler, karizmatiktiler, liderdiler… Sonra sulandı bilirsiniz, onlarca kez değişti yönetmelik, liyakat ve beceri ikinci planda tutuldu maalesef… Birçok okul, müdürüyle bozuldu…

Sonra öğretmen… Onun da kalitesi düştü, motivasyonu azaldı, idealizmi çöktü… Veliye ve çocuğa verilen kıymet, onlara tanınan demokrasi ve özgüven, öğretmeni “nemelazım”cı yaptı maalesef…Küstürüldü, korkutuldu, yıpratıldı, otoritesi yıkıldı maalesef…

Sonra öğrenci… Şımartıldı, kılık kıyafetinden başlayıp davranışlarına sirayet eden laçkalık, özgürlük tepsisiyle sunuldu onlara… Caydırıcı ceza, önleyici disiplin rafa kalktı, bireysel, palyatif çözümlere, kültürümüzle bağdaşmayan eğitim ve öğretim yöntemlerine maruz bırakıldı, onlarca farklı yöntem denendi bu çağın çocuklarına, hepsini gördü bu gözlerim…

Rehber Öğretmen hakeza… Okulun kara kutusu, her çocuğun sırdaşı, arkadaşı, dert ortağı olması gereken muvazzaf… Yapmadı vazifesini maalesef... Dibi görmemiş, en kötüyü yaşamamış bu arkadaş, Harry Potterle büyümüş, dijital çağın fırlaması çocukla empati kurabilir mi, kuramadı işte... Mesaisini doldurdu, evrak işlerini halletti sonra kapandı odasına örgüsünü ördü, kitabını yazdı filan… Dört yıl aynı okulda okuyup hiç yüzünü görmediği, halini sormadığı öğrencilerin vebali var yakalarında…

Sonra din dersi öğretmeni... İlmihalini öğretmedi çocuklara, onlara şah damarından yakın olan Allah’ı anlatamadı, ahlak, şeciye oluşturamadı okul hayatı boyunca. Dertlenmedi, dinlemedi, takip etmedi, o manevi iklimi, o genç dimağlara yerleştiremedi…

Cami imamı, berber, doktor, müteahhid, belediye başkanı, kaymakam, bakan, reisicumhur… Hepimiz ihmal ettik bu gençleri, birlikte bozduk… Diziler, sosyal ağlar, sanal alem cafeler, fenomenler, kolay para kazanma yöntemleri, topçular, popçular… herkesin payı var bu sosyal çürümede…

Çözüm konuşuluyor, “her okula bir polis verilecekmiş”, üzüldüm… Toplantılar yapılacak, komisyonlar kurulacakmış, her boyutuyla masaya yatırılacakmış mesele… Korkarım teşhis konacak ama tedavi başka bahara kalacak…

“Suçlu öldü, konu kapandı, dağılalım” olmaz inşallah …

Benim ise birkaç tespitlerime mukabil radikal önerilerim var…

  • Okullara, ve il , ilçe müdürlüklerine, tam donanımlı, liyakatli müdür, öğretmen, idareci..
  • Kılık kıyafetten başlayıp eski kafa disiplin, şikayet yerine sadece öneri kabul eden Cimer sistemi…
  • Öğretmenin özgüvenine yeniden yapılanma, üst düzey yetki ve sorumluluk…
  • Her öğrenciye ana sınıftan itibaren zorunlu spor eğitimi...
  • Zorunlu ebeveyn okulu. Çocuktan önce anne-baba sertifikası..
  • Sanal oyunların tamamına yasak, diğer sosyal medya platformlarına kısıtlama...
  • Şu başbelası demokrasi kavramının yeniden ele alınması… Genetiğimize uymuyor, bin yıllık yönetim anlayışımıza, töremize geleneğimize, yaşam tarzımıza uymuyor, demokrasi…

Ez cümle Allah’ın ahkamını hakim kılmak kurtaracak hepimizi...

YUSUF ŞEVKİ YÜCEL

20.04.2026 | [email protected]