Geçen hafta kurumumuz güreş antrenörü Habib Arslan hocamız, kalp krizi sonucu vefat etti, ramazan ayının son on gününe isabet eden mübarek bir günde defnettik kendisini…

Uzun yıllar birlikte çalışmıştık, ardından hep güzel şeyler söyledik, hayırla yad ettik, mümin ve muvahhid olduğuna, merhametli, milliyetçi ve kadirşinas bir insan olduğuna, kul hakkına, yaratılan her canlının hukukuna riayet ettiğine şahitlik ettik, haklarımızı helal ettik, tekrar cennette buluşmak ümidiyle kavilleştik, özenle, şefkatle yetiştirdiği evlatlarına, kıymetli eşine, üzerlerine titreyerek, hassasiyetle, sevgiyle çalıştırdığı sporcularına ve tüm dost ve arkadaşlarına sabır ve metanet dileyerek, Rabbinin merhametine ve rahmetine uğurladık onu… Mekânı cennet, makamı ali olsun, iyi insandı, iyi arkadaştı, görev insanıydı, çalışkandı, gayretliydi hoş sedası kaldı… Sovyet Rusya’sında, komünizmin zulmü altında başlayan dramatik hikâyesi, İnegöl’de 54 yaşında sonlandı… Biz razıydık, Rabbim de razı olsun ondan…

Pandemi ve aşılar, ani ölümlerin, kalp krizi ve beyin kanamalarının müsebbibi, Ortodoks tıbbı kabul etmese de birçok bilimsel makale bunu ispatlıyor… Bu da ayrı bir mesele ya, ani ölümleri kanıksadık toplum olarak. Şaşırmıyoruz dün konuştuğumuz kardeşimizin genç yaşta vefatına… Ölüm kapımızda, her daim ensemizde Azrail, müşahede ediyor, korkuyla kaygıyla bekliyoruz onu…

“Her canlı ölümü tadacaktır”, “Ondan geldik, O’na döndürüleceğiz” amenna… Nasıl yaşadığımız çok önemli evet, lakin aslolan muhteşem bir final sanırım…

Bir seyahatimde, namaz için mola verdiğim cami avlusunda bekleyen bir cenaze vardı, namaz sonrası farz-ı kifaye olan cenaze namazına da katıldım bu vesileyle… İmam efendinin “Merhume teyzemizi nasıl bilirdiniz?” sualine, “iyi bilirdik”, “Haklarınızı helal ediyor musunuz?” sorusuna da tereddütsüz “Helal olsun” dedim, yüze yakın cemaatle birlikte…

Yolda düşündüm hikmetini bu tevafukun, uzun uzun irdeledim bu meseleyi…

Ömrümde görmediğim, adını dahi bilmediğim bir teyzenin cenazesine beni rast getiren Allah’ın muradı nedir?... “Zerre miskal bir şeyin tesadüfi olmadığı koca evrende, bu anda burada bulunmam tesadüfi olamaz” dedim kendime…

“İyi bilirdim” diyerek yalan mı konuşmuşum… Yoksa, elest meclisinde, yani ruhlarımızın cem olduğu; o, varlığı malum, kemiyeti meçhul âlemde, rastlaşmış mıyız acaba… Hatta, bir hukukumuz da varmış onunla demek ki … Böyle düşündüm, böyle inandım, ruhum huzur buldu bununla…

“Haklarınızı helal ediyor musunuz?”… Ne kadar asil, ne kadar, özgür, ne denli mühim bir soru… “Ne hakkı olabilir, şu gariban, şu sefil, şu kendi halinde teyzeciğin benim üzerimde, neyi helal ettim ben şimdi?”… Buna yordum kafamı, muradı nedir, hikmeti nedir, bu sade, bu dupduru cümlenin?…

Cevabı da buldum, yaşam şeklimi de gözden geçirdim tekrar, musallada yatan teyzeciğin hal dili vaazıyla…

Çulsuz kıyafetsiz geldiğimiz şu fani dünyadan, bir ömür yiyor, içiyor, nefes alıyor, mal ve eşya biriktiriyor, önümüze isabet eden bütün nimetlerden sebepleniyoruz bir şekilde… Kamu hizmetlerinden yararlanıyor, devletin imkânlarını kullanıyoruz sürekli… Çöp atıyoruz, tükürüyoruz mesela, mikrop ürüyor, bu vesileyle birileri hastalanıyor… Çiftçiyiz örneğin, daha fazla ürün için pestisit, ilaç, gübre, hormon kullanıyoruz, binlerce insan kanser oluyor bu yüzden… Doktoruz, ihmal ettiğimiz, savsakladığımız her işten zarar gören nice insanlar oluyor, kamu personeliyiz, özensizliğimizden yanlış evrakın bedeli çok insanı mağdur ediyor… Anneyiz, babayız, sorumsuzca ilgisizce yetiştirdiğimiz evladımız, insanların başına bela oluyor, gasp, hırsızlık, cinayet, kavga… her türlü pisliğin altından çıkan her çocuğun bir öğretmeni var, annesi var, mahalleden abisi var mesela, helalleşmeye konu değil mi bu mevzular?… İnşaat yaptın, imar izni verdin verimli arazilere, doğayı kirlettin para uğruna, fabrikanın atıklarını boca ettin berrak sularımıza…

Uzar gider… Hadise şu ki, her canlının her canlı üzerinde hakları var, engelli doğup öyle büyüyen kardeşimiz, kendi imtihanını sabırla verirken, ona nasıl muamele ettiğimiz bizim sınavımız olacak elbet, yetimler öyle, fakirler öyle, zulme uğrayanlar öyle, hakkını alacak bizden “boynuzsuz koyunun, boynuzludan alacağı” gibi…

İslam müthiş bir din… Zekâtla fakirle helalleşme fırsatı vermiş zengine. Öyle ki, hayvanı merada otluyorsa zekat nisabı farklı, kendi bahçesinden yemleniyorsa farklı…

“Çiftçi öşür verecek” demiş mesela, toprak mahsullerinden, doğal sulamada onda bir, masraflı sulamada yirmide bir… Ölçüyü koymuş Allah, her nimetten herkesin yararlanma hakkı var ve bu hak için helalleşmen gerekiyor…

Kalbin temiz, niyetin halis, amelin güzel, itikattın sağlamsa, Allah güzel bir final nasip eder sana, yığar cemaati arkana, “Helal olsuuun” dedirtir onlara…

Ben helal ettim, o teyzeye de sizlere de… Sizler de helal edin, bile isteye, art niyetle kabahat işleyenler ve bunda ısrar edenler müstesna…

YUSUF ŞEVKİ YÜCEL

16.03.2026 | [email protected]