Eğitim sisteminin içinde boğulduğu mışlı uygulamaların bir benzeri de inanç sistemin de görülmekte tabiri caizse inanç sistemi de mışlı yaşamların içinde boğulup gitmekte. Olabildiğince söz, olabildiğince ahkâm kesme, olabildiğince gösterişli ibadeteler, hayatın her noktasına hâkim olmuş durumda.
İnsanlar ağızlarında, sözü eveleyip gevelemekte, bir kabahatini örtmek istercesine kullandığı kavramlarının içine dini söylemleri, başkaları tarafından görünmesini istercesine uygulamalarının içine dini ritüellerini göz önüne sermekte. Gösterişli ve riyakâr hayatın yaşandığı günümüzde münafıklık adeta hayat tarzı olmuş durumda. Doğrular üzerine kurulmuş yaşam biçimi, sosyal yaşamda kabul görse de samimiyet yok olmuş durumda.
Bireylerin ya da bir grubun ağzına pelesenk olan bir şey varsa, pelesenk olan konu hakkında toplumsal bir zafiyetinin olduğunu söylemek yanlış yargı olmayacaktır. Söylemlerle eylemlerin tutarsız olması toplumu olumsuz etkilediği gibi inanç temelinde aynı inanç değerlerini benimseyen insanları da olumsuz etkilemekte.
İbadetlerin Allah ile kul arasında kalması hakkında ciddi anlamda hassasiyet gösterilirken; riyakârlık ve münafıklık korkusuyla yapılan gizli ibadetler şimdi apaçık ortalıkta yapılmakta.
Günümüz insanı hayatının her şeyini paylaşır oldu. Gizli olarak yapması gereken ibadetlerinin görüntülerini çarşaf çarşaf yayınlama cüretinde bulunabiliyor. İnsanların ibadetini çarşaf çarşaf gösterme ihtiyacında bulunmalarını samimi bulmuyorum. Bu eylemleriyle bir yerlere mesaj iletme amacının güdüldüğünü düşünüyorum.
İnancın temelinde; güzel ahlak, insan sevgisi, cömertlik, doğruluk, mütevazı bir yaşam, yardım severlik, düzen, tertip, hak, hukuk, adalet, insan hakkı, güzel olan şeylerin paylaşımı var. Gösterişli yaşam, cimrilik, riyakârlık, münafıklık, ahlaksızlık, israf, haksızlık, hukuksuzluk, adil olmayan bir yaşam biçimi ise inanç sisteminin kökten reddettiği bir durum.
İnancın temel prensibi içinde ibadetin sosyal ortamlarda sergilenmemesi var, göz önünde yapılmaması var. İbadetlerin sosyal yaşam içinde çarşaf çarşaf paylaşılmasının davranışlarda değişime sebebiyet vermiyorsa bunu inancın zafiyetine bağlamak yanlış yargı olmayacaktır.
Peygamberimiz, ben iyi ibadet yapmak için gönderildim, dememiş. ‘Ben güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’ Hadisi şerifiyle inancımızın temelinin güzel ahlak olduğunu vurgulamıştır. İnsanlar, yaşamının temel harcına güzel ahlakı koyduğu zaman Allah ile insan, insan ile insan, insan ile toplum, toplum ile kurumlar arasında çözümsüz gibi görünen birçok sorunun kendiliğinden çözülmüş olduğun görülür.
İnanç öyle bir şey ki elle tutulmaz, kantarla tartılmaz, metre ile ölçülmez. İnanç mutlak değeri olan sorgulanması yapılmayan, sorgulandığında, sorgulayanın suçlandığı değerler manzumesi. İnanç, insanın yaşam dünyasında kendisi ile yaratanı arasında zuhur eden uhrevi bir düşünce sistemi. İnancın tekâmüle erişimi, insanların yapmasının zorunlu olduğu şeyleri eylemlere dökmesiyle sağlanır.
İnanç temelli yaşam, insanları maddi dünya ile manevi dünya arasında gelgitler içinde yaşamasına sebebiyet verebilir. İnsanlar inanç temelli yaşam biçimlerini samimi olarak hem kendi yaşam alanına hem de toplumsal yaşamın uygulama alanına sokabildiği ölçüde, inanç ete kemiğe bürünebilir. İnancın, inanç temelli ete kemiğe bürünmemiş hali inancın zafiyeti olarak karşımıza çıkar. Bu bireysel ve toplumsal sahtekârlığın ortaya çıkmasını sağlar.
İnanç zafiyeti toplumu ikilem içinde bıraktığı gibi gelişim dönüşüm, hak, hukuk, adalet, paylaşım, yardım severlik duygularının oluşumu ve olgunlaşmasını olumsuz etkileyebilir. Toplumun olumlu yönde etkilenmesi ve bu yönde hareket edebilmesi; inanç paradigmasını kendisine yaşam alanı seçenlerin, gerçekleştirecekleri samimi davranışlarıyla topluma sinerji vermeleriyle mümkün olabilir. İşte o zaman inanç zafiyeti belki ortadan kalkabilir.
ÖZER YILMAZ