İnsan kadar nankör bir mahlûkat olmadığı gibi insan kadar yediği ekmeğe tekme atan bir mahlûkat ta yok. Son zamanlarda bazıları özellikle demokrasi, cumhuriyet ve cumhuriyet değerlerini hedef almakta ve bu noktadan nemalanmaya çalışmaktalar. Demokrasi ve cumhuriyetin değerlerini hiçe sayan içimizde ki nankörler yetmiyormuş gibi katil terörist ABD’nin sözde büyükelçisi de dil uzatma cesaretini gösterebilmiştir.
Kendisini bu ülkenin birinci derecede yöneticisi gibi gören emperyalist katil ABD’nin Büyükelçisi Tom Barrack, Antalya Diplomasi Formu’nda; Orta Doğu'daki "müşfik monarşilerin ve güçlü liderliğin" bölge için daha işlevsel olduğunu savunmuş, bu yetmezmiş gibi konuşmasına demokrasi yerine otoriter güç kullanımının daha iyi sonuçlar verdiği hükmünü ön plana çıkaran ifadeler kullanmıştır. Bunun yanında bölgede "güç" kavramına saygı duyulduğunu, zayıflık gösterenlerin savunmada kaldığını bu duruma da Suriye'de yaşananları örnek göstermiştir.
Suriye’de işleyen bir modelin olduğunu vurgulayarak "güçlü, kararlı ve cesur bir liderin" varlığı ile yönetim başarısının mümkün olduğunu belirtmiştir. Körfez ülkelerindeki monarşi yönetimlerinin başarısını övgüyle örnek göstermiş, ‘Müşfik monarşilerin iyi sonuç verdiğini ve bölgede asıl işe yarayanın bu yönetim biçimi olduğunu’ iddia etmiştir. Bu adam bu açıklamalarıyla büyük bir diplomatik krize yol açtığı halde katil devletin bu yöneticisi için bugüne kadar iktidardan bir Allah’ın kulu ‘Ey büyükelçi otur oturduğun yerde burası müstemleke bir ülke değil, burası bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’dir, diyemedi.
Türkiye Cumhuriyetine istikamet çizmek isteyen dış güçler olabilir ama bizleri asıl yaralayan içte ki sözüm ona bir makam ve mevkie sahip olanlar. Türkiye Cumhuriyeti belli ki bazılarında hazımsızlık oluşturmuş. Bu hazımsızlık anlaşılan daha çok karın ağrılarına neden olacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı ile varlık bulan nankörler utanmadan sıkılmadan demokrasi ve cumhuriyetin değerlerini hedef almakta, ülkemizi karanlık noktalara çekmeye çalışmaktalar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisine verdiği imkânlarla önce öğretmen olan sonra da bir sendikaya başkan olan şahıs daha emeklilerin ve emekçilerin hakkını korumaktan aciz olduğu halde çıkıp cumhuriyetin değerlerini eleştirme cüretinde bulunabiliyor. Yahu be adam sen takılmışsın iktidarın kuyruğuna, iktidar sana ne veriyorsa onu kabul eden birisin. Makam koltuğunu kaybetme korkusuyla yaşayan bir adamsın.
Sen üyelerinin hakkını korumaktan bile aciz bir adamsın ve çıkıp cumhuriyetin değerlerini eleştirebiliyorsun. Sen o kadar etkili ve yetkili olsaydın adın buçuk … olmazdı. Peki, bu buçuk adam ne demiş “Yiğit düştüğü yerden kalkar, derler. Anadolu, 100 yıllık narkozdan çıkıyor. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyoruz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilen eski Türkiye yok artık. Yüklerinden kurtulan bir Türkiye var”
Demokratik anlayışın, sosyal devlet anlayışının, hukuk devletinin muhkem olması, adalet sisteminin dengeli ve tarafsız işlemesi, dil, din ve ırk ayrımı yapılmadan imkânlardan bütün vatandaşların eşit yararlanması halinde cumhuriyet yönetim sisteminin, hanedanlık, monarşi ve tek adam yönetiminden çok çok daha iyi bir yönetim sistemi olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.
Türkiye Cumhuriyeti’ni hasım alanın aklından zorunun olduğunu düşünüyorum. Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı bugün makamlardan güç alanlar bu makamlara nasıl gelecekti? Türkiye Cumhuriyeti, devletin imkânlarından nemalanan, demokrasi ve cumhuriyet değerlerini benimsemekten imtina eden asalaklardan kurtulduğunda işte o zaman yüklerinden kurtulmuş olacaktır. Demokrasi ve cumhuriyetin değerlerini alaşağı etmeye çalışan birçok zümre var.
Bunların başında demokrasi ve cumhuriyete yön vermeye çalışan, ülkemizin kuruluş ve kurtuluş felsefesini inkâr eden sözüm ona hanedanlığı savunan sözde gazeteci ve yazarlar gelmekte. Demokrasi ve cumhuriyet değerlerinden nasiplenip te demokrasi ve cumhuriyete düşman olanlara ‘Elinize dizinize dursun, yediğiniz kursağınızda kalsın.’ sözünü söylemek te o zaman hak oluyor.
ÖZER YILMAZ