Bireyler ve toplumların en hayırlısı insanlara ve insanlığa hayrı dokunan bireyler ve toplumlardır. İnsani ilişkiler açıktan ya da zımnen yapılmış görünen ya da görünmeyen bir takım kurallar silsilesiyle şekillenmekte. Vicdan yoksunluğu, ahlak yoksunluğu ve güven yoksunluğu olan bireyler ve toplumlar ile yapılan her türlü anlaşama kadük kalmıştır tarih boyunca.

Günümüzde, devletlerarası barışın sağlanması ve dünyanın huzur içinde yaşamasını engelleyen en büyük terör örgütü hiç şüphesiz Siyonist İsrail ve onları destekleyen emperyalist Evanjelistlerdir. Siyonistler ve Evanjelistler devletlerarası anlaşmalara uymayarak dünyanın başına bela olmuşlardır.

Siyonistler tarih boyunca hep ikiyüzlülük göstermiş, çoğu zaman sözlerinde durmamışlardır. Bunların başında hiç şüphesiz İslamiyet’in ilk yıllarında Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) ile Medine’de yaşayan Yahudi kabileleri arasında yapılan barış antlaşmalarını göstermek mümkündür.

622 yılında Müslümanlar ile Yahudiler ve diğer kabileler arasında huzur, güvenlik ve birlikte yaşama ilkelerinin belirlendiği Medine Sözleşmesi (Medine Vesikası) imzalanmıştır. Bu sözleşme ile Medine'de farklı inanç grupları arasında barış ortamının sağlanması, dış saldırılara karşı şehrin birlikte savunulması amaç edinilmişti.

İt itliğini gösterirmiş; Yahudi kabileleri zamanla Medine Sözleşmesi'nin şartlarını ihlal ederek Mekkeli müşriklerle iş birliği yapmış ve Müslümanlara ihanet etmişlerdir. Hz. Muhammed, her ne kadar Yahudi topluluklarıyla "vatandaşlık antlaşması" temelinde bir arada yaşama modeli uygulamış olsa da bu sözleşmeler Yahudilerin ihanetiyle bozulmuştur.

Tarih boyunca fitnenin, bozgunculuğun, ahlak yoksunluğunun temsilcisi olan Siyonistler; materyalist bir anlayış sisteminin dünya düzenine hâkim olmasını sağlamış, onursuz bir topluluk halinde yaşamaya mahkûm olmuşlardır. Bu lanetli toplum yaşadıkları toplumlarda sürekli huzursuzluk çıkarmışlar ve tarih boyunca insanlar bu toplulukla birlikte yaşamaktan imtina etmişlerdir. Bunların nüvelerinde ve genlerinde bozgunculuk, hainlik ve münafıklık vardır.

Toplumlar bunları içlerine entegre etmemiş, hep anti sosyal varlık olarak yaşamışlardır. Siyonistler yokluk, yoksunluk komplekslerini yenmek adına ticaret işiyle iştigal etmişler. Toplumsal anlamda kabul edilmek adına araştırma ve geliştirme işlerini kendilerine görev addetmişler. Tabiri caizse kendilerini eğitime adamışlar. Böyle olunca da her taşın altından bu lanetli topluluk çıkıyor.

Dünya ekonomik sistemi içinde hem kapitalizmin hem de sosyalizmin kurucuları da Siyonistler olmuştur. Bu topluluk varlıklarını kaotik ortama ve savaş ortamına borçludurlar. Bu mahlûkatlar boş durmayı sevmezler, toplumsal yaşam içinde sürekli bir kavga ve kargaşanın olmasını isterler.

Zamanla dünya ticaretinin, bilim dünyasının, sanat dünyasının, savunma dünyasının, edebiyat dünyasının, bankacılık sisteminin, yazılı ve görsel basının, dijital dünyanın, pazarlama sisteminin hâkimi olmuşlar ve adeta dünyayı parmağında oynatır hale gelmişlerdir. Nerede bir savaş, nerede bir kaotik ortam, nerede bir terör eylemi, nerede bir kargaşa varsa bu aşağılık Siyonist mahlûkatlar hep olayların içinde olmuştur.

Bu fitne topluluğu yazılı ve görsel basın ile dijital sistemlere öylesine hâkim olmuşlar ki olayları algı ile yönetme becerisi konusunda da çok mahirdirler. Suç sayılan bir fiili Siyonistler yaptığında farklı başka milletler yaptığında farklı algılanmasını sağlarlar.

Sürekli mağdur edebiyatı yaparlar. Bunların mağdur olduklarına batı dünyası sorgusuzca inanır. Bu inanç batı toplumunun içine öylesine kök salmıştır ki bu mahlûkatları korumak adına antisemitizm kanunları çıkarılmış, hükümetlerce bu fitneci toplumun korunmasına yönelik bütçeler tahsis edilmiş, bu fitneci toplum adeta kutsal kabul edilmiş, dokunulmazlık zırhı ile korunmaya alınmıştır.

Bir toplumun lanetli bir topluluktan, kutsallaşmış bir topluluğa dönüşmesini her aklıselim insanın şapkasını önüne koyup düşünmesi ve buna çare bulması gerekiyor. Cakla, cıkla, kınamayla bu algının ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığı apaçık ortada.

Zafer ancak düşmanın silahı ile mücadele edildiğinde mümkün olacaktır. Müslüman toplumlarının çoğunda para var, nicelik var ancak bunları harmanlayacak nitelikli insan kaynağı yok. Bu sorunun ortadan kaldırılması ancak nitelikli eğitim sistemi ile dünü bugüne eşit olduğunda zarar ettiğini düşünen, insanlığı yeni buluşlar ile tanıştıran, inançlı nesillerin yetiştirilmesiyle mümkün olabilecektir.

ÖZER YILMAZ