Dünya standartlarına göre özel eğitime gereksinim duyan birey sayısı nüfusun %14’üne tekabül ediyor. Engelli olmak, engelli bireylerin dertleriyle dertlenmek sosyal devlet anlayışı gereği devletin sorumluluğunda olması gerekiyor.
Engelli bireylerin sorunlarının çözümünü tek başına devletten beklemek de çok adil bir yaklaşım değil. Bu sorunun çözümünü tek başına devletten beklemek demek sorunun Sümen altı edilmesi anlamına gelir. O halde ne yapmak gerek?
Yapılması gerekenler aslında basit ama o kadar da zor. Zor çünkü devletin yanına paydaşları eklemek gerek. Paydaş kavramı ile sadece sorundan birinci derecede etkilenenleri kast etmiyorum. Dolaylı ve dolaysız etkilenen bireyi, bireyin ebeveynini, bireyin kardeşlerini, bireyin akrabalarını, bireyin arkadaşlarını, bireyin iş hayatını, bireyin yaşadığı toplumu velhasıl bütün herkesi kast ediyorum. Bu sorunun temelinden çözüm odaklı ele alınması için istisnasız herkesin elini taşın altına koyması gerekiyor ki sorunlar daha kolay çözülebilsin.
Ülkemizde; 3 Aralık Dünya Engelliler Günü, 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü, 10 -16 Mayıs Engelliler Haftası tarihlerinde engelli bireylerin sorunlarına çözüm bulmak adına çeşitli etkinliklerle toplumsal farkındalık oluşturulmaya çalışılmakta. Son zamanlarda otizm ile tanışan birey sayısında ciddi anlamda artış olduğu yapılan araştırmalardan anlaşılmakta.
Bu artış artık bireysel çığlıktan çok toplumsal felakete sebep olacak nitelikte karşımıza çıkmakta. Otistik birey sayısının artışını bireysel yaşamın, sosyal yaşama hâkim olmasına bağlamak yanlış bir yargı olmayacaktır. O zaman bireylerin zengin bir sosyal yaşama sahip olmaları için gerekli tedbirler en kısa zamanda hayata geçirilmeli, bunun yanında otizm davranışlarının artışlarının nedenleri araştırılmalı ve bu araştırma neticesine göre çözüm yolları geliştirilmelidir.
Otizm olgusu, bir azınlık meselesi olmaktan çıkmış, her kapıyı çalabilecek sessiz bir pandemiye dönüşmüş durumda. Eğer bu hızlı artışın nedenleri sorgulanmaz ve önleyici tedbirler devreye alınmaz ise sorunun çözümü daha bir karmaşık bir hal alacak, tüm sosyal sistem olumsuz etkilenecektir. Artışları durdurmak için koruyucu adımlar atmak şart olmuştur. Bu amaçla yapılabilecekler konusuna kısaca değinmek gerek.
Sadece tanı konulduktan sonra eğitim vermek ile sorun çözülmüyor. Bu devasa artış hızını yavaşlatacak somut ve koruyucu sağlık politikaları geliştirilmeli.
Gıda ve çevre denetiminin yapılması da başka bir çözüm noktası olarak karşımıza çıkmakta. Bu anlamda sanayiden kaynaklı ağır metaller, paketli gıdalar, gıdalarda ki katkı maddelerinin ve tarım ilaçlarının otizm üzerinde ki etkileri bilimsel olarak araştırmalı ve buna yönelik çözüm yolları geliştirilmelidir.
Hamilelik öncesi, hamilelik esnasında ve hamilelik sonrası oluşabilecek risklere karşı, bireyleri bilgilendirme ve bilinçlendirme eğitimlerine devam edilmeli, bu bir milli politika haline getirilmelidir.
Ekranlar (telefon, tablet, TV) "Yalancı otizm" veya mevcut eğilimli otizmi tetikleyen en büyük unsurlardan biridir. Henüz daha beyin gelişimini tamamlama aşamasında olan bebekler özellikle 0-3 yaş arası bebeklerin ekran kullanımı bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınmalı, bu amaçla dijital bağımlılıkla erken mücadele edilmelidir.
Yeni doğan taramaları sadece fiziksel hastalıkları değil, nöro gelişimsel riskleri de kapsayacak şekilde genişletilmeli; otizm ya da yalancı otizm ile kalıcı bir mücadele için genetik ve metabolik taramalar yapılmalıdır.
Modern yaşamın getirdiği yalnız yaşamlar, ebeveynlerde tükenmişlik sendromunun yaygınlaşmasına neden olmakta, bu sorunun ortadan kaldırılması sosyal yaşamın zenginleştirilmesiyle mümkün olabilecektir. Bu amaçla ailelere "Nefes" alanları”, özellikle sanayi şehirlerinde, ailelerin çocuklarını güvenle bırakıp nefes alabileceği "Mola Evleri" ve "Gündüz Yaşam Merkezleri" acilen belediyeler eliyle kurulmalıdır.
Çok hızlı yayılan otizmli bireylerin sayısı sorunu, eski usul yöntemlerle çözülmesi mümkün görünmemekte. Eğitimde radikal değişime gidilmeli; haftalık eğitim saatleri revize edilmeli, okul öncesi kaynaştırma modeli zorunlu hale getirilmelidir. Otizmli çocukların akranlarından ayrıştırılması yerine, kreş döneminden itibaren her sınıfa en az bir çocuk kotası getirilerek toplumsal uyum en baştan inşa edilmelidir.
Otizmli bireylerin farkına varılmasını sağlamak adına 2 Nisan sadece binaları maviye boyama günü olmamalı. Zaman daralıyor, gerekli tedbirler alınmaz ise toplumun temel yapısını kökünden değiştirebilecek olgu ile karşılaşacağımız bir gerçek. Gelin, bu sessiz çığlığı ortadan kaldırmak için hep birlikte karar verelim. Duyalım, görelim, eğitelim, tedbir alalım, çözelim. Bu amaçla diyoruz ki: Son Çağrı, ‘Fark Et, Engelle, Eğit!’
Kaynak: Yılmaz, S (2018). Aynı Tanrının çocukları. Zinde Yayınları
Özbek, S. Sosyal Hizmetler Uzmanı