İnsan hayatı boyunca en çok neyin peşinden koşar?
Sevilmek, takdir edilmek, kabul görmek, fark edilmek ve bir kalbe sığınmak...
Belki de bu yüzden ömrümüzün büyük bir kısmını başkalarının gözünde iyi görünmeye çalışarak geçiririz.
Kimse kırılmasın diye kendi içimize kırılır, herkes mutlu olsun diye kendi huzurumuzdan eksiltiriz.
Fakat bir gün gelir ve acı bir gerçekle yüzleşiriz:
Herkesi memnun etmek mümkün değildir.
Sen ne kadar berrak bir su gibi dürüst olursan ol; karşındakinin bardağı kirliyse, seni hep bulanık görecektir.
Ne kadar fedakârlık yaparsanız yapın, kıymetinizi bilmeyenler çıkacaktır.
Çünkü insanların sizden razı olması her zaman sizin doğruluğunuzla ilgili değildir; çoğu zaman onların beklentileri, anlık çıkarları ve kalplerindeki o çarpık terazilerle ilgilidir.
Bunun en çarpıcı örneklerini peygamberlerin hayatında görürüz:
Hz. İbrahim, en yakını, babası tarafından ateşe terk edildi.
Hz. Nuh, eşinin ve canından bir parça olan oğlunun dalgalar arasında kayboluşunu izledi.
Hz. Lut, fırtınanın ortasında hanımının ihanetiyle sınandı.
Hz. Yusuf, öz kardeşlerinin hırslarıyla kuyunun o karanlık yalnızlığına atıldı.
Hz. Muhammed (s.a.v.), doğup büyüdüğü topraklarda öz amcasının düşmanlığıyla yaralandı.
Herkes tarafından sevilme ve alkışlanma beklentisiyle yaşamamız ne kadar ağır bir yüktür.
İnsanların sevgisini bir ihtiyaç hâline getirdiğimizde, onların takdirine bağımlı oluruz.
Bugün bizi övenler, yarın küçük bir çıkarları zedelendiğinde bizi hiç tanımamış gibi sırt çevirebilirler. Çünkü insanların sevgisi çoğu zaman mevsimler gibidir; değişir.
Fakat vicdanın sesi ve hakikatin ölçüsü değişmez.
Bu yüzden hayatımızın pusulasını insanların rızasına değil, doğruluğa çevirmeliyiz.
İyiliği alkış almak için değil, doğru olduğu için yapmalıyız.
Ahlakı bir gösteriş aracı değil, karakterimizin ayrılmaz bir parçası hâline getirmeliyiz.
Varsın bazı insanlar sizin yürümeyi seçtiğiniz o aydınlık yoldan hoşlanmasın.
Varsın dürüstlüğünüz, kendi karanlıklarında kaybolanları rahatsız etsin.
Unutmayın ki; karanlığın aydınlıktan razı olduğu görülmüş şey değildir.
Önemli olan; gecenin sessizliğinde başınızı yastığa koyduğunuzda vicdanınızın size huzur verebilmesidir.
Ömür, herkesi memnun etmeye çalışırken tüketilemeyecek kadar kısadır.
Zira tarih, herkesi memnun edenleri değil; her şeye rağmen doğru kalanları yazacaktır.