Hicri 1448 yılımız Muharrem ayı ile başladı. Pek gündem olmadı, sanki sessiz sedasız yeni bir yıla girmiş olduk. O gün okuldaydım ve dersler bitmişti, az sayıdaki öğrenci ile vakit geçiriyorduk. Gençlere bir “etkinlik olsun” diye hicrî yılbaşı sebebiyle bir seminer verelim istemiştim. Ama gerekli izinler çıkmadı; daha önceden haber verememekten dolayı.

Halbuki Hz. Peygamber (sav)’in hicretinden bahsetmek için öyle uzun uzun hazırlanmaya gerek yoktu.Çağrı filminden Akabe Biatları, Habeşistan'a hicret ve nihayet Hz. Peygamber Efendimiz (sav)’in hicreti. Onu (sav) öldürmek maksadıyla Ebu Cehil’in öne sürdüğü dahiyâne(!) fikirle -her kabileden bir genç seçilecek ve bunlar- Hz. Muhammed'e suikast yapacaklar. Uyurken yatağında öldürmeyi anlatan bölüm... Medineli ensar ve muhacirlerin iki cihan güneşi Peygamber Efendimiz (sav)’i bekledikleri o sahne. Hurma ağaçları üzerinde, sıcak çöl kumlarından gelecek üç yolcuyu gözleyen insanlar... O görüntüler ve arkasından Tale’al bedru' ilahisinin söylendiği bölüm.

İşte tarihsel olarak izleyeceğimiz hicret olayı bu kadar. Bundan sonra söylenebilecek sözler daha çok “hicret bilinci” ile alakalıdır. Görünen ve duyulan hayat sahasında dinî unsurlar geri planda kaldıkça gençlerimizin fark etmeksizin(!) yaşadığı hayatları çöp olup gider.

Geçenlerde bir arkadaşımız konuyla alakalı yaptığı konuşmada Kur’an-ı Kerim'de hicret hangi manalarda kullanılmış; hadis-i şeriflerde hicret nasıl dile getirilmiş, bunları tek tek açıkladı. “Her peygamber, hicret etmiştir.” cümlesi beni daha derin düşüncelere sevk etti.

Hayatın gerçeklerini asla ıskalamayan İslam dini ve Hz. Peygamber Efendimiz (sav) hicret konusunda da geleneksel davet sürecini yaşamıştır. Çünkü Allah'ın sünneti, sünnetullah budur.

Oku emrinden sonra Hira Dağı’ndan inip eve geldiğinde beni örtün “beni örtün!” demişti Efendimiz (sav) sonra annemiz Hatice (ra), onu akrabası olan Varaka bin Nevfel’e götürdü.

Hz. Peygamber (sav)’in Mekke'den çıkarılacağını ve bütün peygamberlerin de bununla muhatap olduğunu belirtmişti.

“Ne için hicret vardır? Hicret niçin yapılır?” Soruları birçok tarihi arka planı harekete geçirir. Benim zihnimde şöyle bir çağrışım oluştu.

İnsanoğlu Hz. Adem ile dünya hayatı yolculuğunu başlatmış. Fakat Cenab-ı Allah'ın imtihan sırrı olarak insanın içine koymuş olduğu olumsuz/kötü duygular sebebiyle hak yoldan çok çabuk ayrılmıştır.

Doğru yoldan ayrılıp yuvarlandıkları karanlığına çomak sokulduğunda rahatı kaçmış ve kurdukları cahiliye düzeni yıkılacağına hissettiklerinde tepkisel bir reaksiyon göstermişlerdir. Kainatın sahibi Rabbimiz, insanlığa mutlak iyilik talep ettiğinden bu dünya imtihanı kazanalım diye peygamberler ve kitaplar göndermiştir. Fakat dünya çarkı tekrar dönmüş ve insanlar batıl, çıkarcı, seküler fikirlere uyup tâbii olmuşlar.

“Ey insanlar/ey kavmim, Allah'a iman edin ve ona ibadet edin. Ben sizden başka ücret istemiyorum!” diyen peygamberleri sistematik bir şekilde etkisiz hale getirmeye çalışmışlardır. Fakat hakkıyla tebliğ vazifesini yerine getirmiş peygamberler, o kavimler tarafından dışlanmışlardır. Hz. Nuh'un anlatmış olduğu tebliğ çalışmaları tüm peygamberler için geçerlidir.

“Kavimlerini gece gündüz demeden tek tek ya da toplu olarak İslam'a davet etmişler het fırsatta. Zalim, nankör, cahil bilhassa kavimlerin ileri gelenleri, uyarıcı olarak gönderilmiş peygamberlere karşı gelmiştir.

Hicret; davadan dönmemek demektir. En sevdiklerini geride bırakarak bir gün geri dönme amacıyla yola çıkmak demektir. Hicret Allah'ın yeryüzünün ne kadar geniş olduğunu görmenin adıdır. Hicrette vatanı terk etmek varken onun sevgisini de yüreğinde taşımaktır.

Gecenin gündüze döndüğü bir an nasıl dikkate değer ise dinini daha rahat yaşayabilmek için bir başka beldeye göç etmek de o kadar dikkate değerdir. Dini hayatı ötekileştirmiş, batıcı anlayışlara kucak açmış; zevkini, keyfini, rahatını, evini, barkını velhasıl dünyalıklardan vazgeçemeyenler hicreti de anlayamayacaklardır.

Gerçek mücadele ile hayatı şekillenmiş insanlar ise hem kendilerini gerçekleştirmek hem de inandıkları davalarının devam etmesi için hicret kadar tabii ve zorunlu bir eylemle karşı karşıya kalabilirler.

Kötülüklerden iyiliklere, günahtan tövbeye, haramlardan helal olana, düşmanlardan dosta yürüyüş hicretin ruhunu hissettirir. Bu uzun yaz günlerini Muharrem ayını da içinde barındırır. Aşura günleri yeni hicrî yıla başladığımızın en tatlı habercisidir. Özelde hicret genelde İslamiyet'in her türlü kültürel ve dini değeri, sosyal hayatta görünmesi bizim bu tür şeylere ne kadar değer verdiğimizi gösterirken habersiz olan gafil insanlara da bir uyanışa sebebiyet verecektir ve selam.

AHMET TAŞTAN