TESTLE TOST ARASINDA OPTİK ÇOCUKLAR
Eğitim anlayışımızı değiştirmek gerekiyor. Bizdeki eğitim tanımı “bireyin istendik davranışını değiştirmek”. Kime göre değiştireceğiz? Otoriteler her gün değişiyor ve çocukların kafası dönüyor: “Şuna göre değiştirin, buna göre değiştirin.” Oysa eğitim, insanların problemi görme ve çözme kapasitesini geliştirmektir. Eğitim sistemimiz bireylerin yaratıcılığını ortaya çıkarıyor mu, insanlarımız araştırıyor mu, yeni bir perspektif ve heyecan veriyor mu diye hep beraber düşünmemiz gerekiyor. Ülkemizdeki eğitim meselesinin biraz zihniyet meselesi olduğunu, daha doğrusu bir zihniyet sorunu yaşadığımızı düşünüyorum.
Bazı toplumlar çocuk yetiştirir, bazıları ise sınav sonucu yetiştirir. Biz ikinci gruptayız. Daha doğrusu, çocuğu bir birey olarak değil; geleceğe yürüyen bir optik form olarak gören zihniyet dönemindeyiz.
Çok “bilinçli” veli yetiştirmişiz! Hepsinin ortak bir vizyonu var: Resim dersi gereksiz, müzik zaman kaybı, beden eğitimi oyalanma. Ama test çözmek kutsal. Deneme sınavı olmazsa olmaz. Net sayısı karakterden önemli. Çünkü çocuk dediğin nedir ki? Biraz et, biraz kemik, bolca puan getiren yarış atı.
Bu veli kuşağının gözünde resim dersi “yük”, sanat “lüks”, düşünce ise ölçülemeyen bir fazlalıktır. Düşünce çok tehlikeli bir icat! Çocuk düşünmeye başlarsa sorgular. Sorgularsa itaat etmez. Aman Allah’ım, buna kim tahammül edebilir? Daha iyisi, kalem ve silgi yerine optik form verin çocuğunuza; onu mutlu edin, “güvende” hissettirin.
Sonuç mu? Her şey ölçülebilir, her şey sayılabilir, ruh ise tamamen yok edilmiş.
Asıl tehlike, çocuğun zihnini doldurup ruhunu boş bırakmaktır. Unutulmamalıdır: Sınavlar bir gün biter. Optik formlar çöpe gider. Ama düşünemeyen, üretemeyen, kendini ifade edemeyen bireyler, bir toplumun kaderi hâline gelir.
Çocuğunuzun ruhunu öldürürseniz, sınavda kaç net yaptığı hiçbir anlam taşımaz. Ama ruhsuz bir toplum yetiştirirseniz… İşte o zaman her şey kaybolur ve siz fark etmeden kendi başarısızlığınızı kutlarsınız. Çünkü çoktan insan yetiştirmeyi ıskalamışızdır.
Sınav odaklı eğitim sayesinde çocuğunuz şunu iyi öğreniyor: “Doğru şıkkı işaretle.” Ama şunu asla öğrenemiyor: “Kendini ifade et, hata yap, sorgula, üret.”
Ve yıllar sonra karşınıza geliyor: “Çocuğumun hayal gücü yok.” Tabii ki yok! Siz onu hayal kurmasını yasaklayarak yetiştirdiniz.
Dünya ilerliyor… Yaratıcı ekonomi, tasarım, inovasyon, sanat… Biz ise hâlâ tartışıyoruz: “Resim dersi ne işe yarayacak?”
Dünya fikirlerle yarışıyor, biz hâlâ puan sayıyoruz. Sorun, resim, müzik veya yetenek değildir. Sorun, çocuğun yalnızca sayısal çıktılarla tanımlanabileceğine inanan dar bir aklın eğitim anlayışına hâkim olmasıdır!
Dünyanın ileri toplumları sanatı eğitimin merkezine alırken, biz hâlâ “Sınavda çıkıyor mu?” sorusunu medeniyet ölçüsü sanıyoruz. Oysa tarih bize açıkça şunu söylüyor: Toplumları ileri taşıyanlar test çözenler değil; hayal kurabilen, düşünebilen ve üretebilenlerdir.
Bilgi, sanatla temas etmediğinde kuru bir yüke dönüşür. Asıl yük, çocuğun ruhunu test sonucuna bağlayan ve kendi dar kafasını kutsayan zihniyettir. İşte bu yük, yıllar geçse de sınav sistemi değişse de nesiller boyunca kalacaktır.
Oturup ilmik ilmik işlememiz lazım. Biz ne yapmak istiyoruz? Biz eğitimle nereye gitmek istiyoruz? Toplumsal dinamiklerimiz nelerdir? Ekonomimiz bizden ne tür insan bekliyor? Çocuklarımız okulda mutlu mu, şahsiyetli mi, soru sorabiliyor mu, irdeleyebiliyor mu, “hayır” diyebiliyor mu, kendi meselelerini ortaya koyabiliyor mu? Bunları sormamız gerekir.
Şu anda çocukları hep varsayımsal bir hayata hazırlıyoruz: “İleride mutlu olacaksın, bugünleri boş ver. İleride güzel günler göreceğiz.”
Oysa çocuk diyor ki: “Bana öğrettiğin şeyleri ben kullanmak istiyorum. Hemen yaşamak istiyorum.”
Bu çerçeveden bakarsanız eğitimin tasarımını, binasını, öğretim programını, öğretmen davranışını, okuldaki ilişkileri ve okulun topluma karşı sorumluluğunu hep birlikte, bütüncül bir yaklaşımla yeniden tartışmak gerekiyor.
Çünkü çocuklarımız test sonuçlarından ibaret değildir. Onların hayalleri, merakları, yetenekleri, duyguları ve fikirleri vardır. Bizim görevimiz çocukları yalnızca sınavlara değil, hayata hazırlamaktır.
İyi haftalar, sağlıklı günler diliyorum.