TIMSS 2023 sonuçları açıklandığında eğitim çevrelerinde en çok dikkat çeken gelişmelerden biri Türkiye'nin fen bilimleri alanındaki yükselişi oldu. Türkiye, ilkokul düzeyinde dünya dördüncüsü, ortaokul düzeyinde ise dünya yedincisi olarak uzun yıllardır görülmeyen bir başarıya ulaştı.
Bu sonuçlar, ilk bakışta eğitim sisteminin büyük bir dönüşüm geçirdiği izlenimini yaratıyor. Ancak, eğitimde ortaya çıkan hiçbir başarı yalnızca okulun ürünü değildir. Okul, toplumdan bağımsız değildir; ekonomik yapıdan, aileden, kültürel sermayeden ve siyasal tercihlerden etkilenir. Dolayısıyla Türkiye'nin fen bilimlerindeki yükselişini anlamak için yalnızca müfredat değişikliklerine değil, daha geniş bir toplumsal çerçeveye bakmak gerekir.
Öncelikle teslim etmek gerekir ki son yirmi yılda Türkiye'de eğitim sistemine erişim önemli ölçüde genişlemiştir. Okullaşma oranları artmış, okul öncesi eğitim yaygınlaşmış, derslik sayıları çoğalmış ve teknolojik altyapı güçlenmiştir. TIMSS verileri, okul öncesi eğitime katılım süresi arttıkça fen başarısının da yükseldiğini göstermektedir.
Özellikle üç yıl ve üzeri okul öncesi eğitim alan öğrenciler ile hiç okul öncesi eğitim almayan öğrenciler arasında ciddi başarı farkları bulunmaktadır. Bu durum, erken çocukluk yatırımlarının uzun vadede meyve verdiğini göstermektedir. Eğitim bilimcilerin yıllardır savunduğu gibi, fen başarısının temeli ortaokulda değil okul öncesi dönemde atılmaktadır.
Türkiye'nin yükselişini açıklayan ikinci önemli unsur, ailelerin eğitim konusundaki beklentilerinin değişmesidir. Son otuz yılda Türkiye'de eğitim, toplumsal hareketliliğin en önemli araçlarından biri hâline gelmiştir. İşçi ailelerinden gelen çocuklar için de, orta sınıf ailelerin çocukları için de daha iyi bir yaşamın yolu eğitimden geçmektedir. Bu nedenle aileler çocuklarının akademik başarısına geçmişe göre çok daha fazla önem vermektedir. Özellikle fen bilimleri ve matematik dersleri, üniversite sınavlarıyla doğrudan ilişkilendirildiği için ailelerin yoğun ilgisini çekmektedir.
Ancak burada önemli bir çelişki ortaya çıkmaktadır. TIMSS sonuçları yükselirken Türkiye'de çocuk yoksulluğu da yüksek seviyelerde seyretmektedir. Araştırmaya katılan öğrencilerin yaklaşık dörtte biri düşük sosyoekonomik düzeyde bulunmaktadır. Bu durum, fen bilimlerindeki başarının toplumun bütün kesimlerine eşit şekilde yayılmadığını göstermektedir. Başka bir ifadeyle Türkiye ortalamada yükselirken eğitimdeki eşitsizlikler tamamen ortadan kalkmamıştır.

"Kültürel sermaye" kavramı bu noktada açıklayıcıdır. Okul görünüşte herkese eşit fırsatlar sunar; ancak öğrenciler okula farklı kültürel sermaye düzeyleriyle gelirler. Evinde kitap bulunan, ebeveynleri yüksek eğitimli olan, bilimsel ve kültürel etkinliklere erişebilen çocuklar okula avantajlı başlar. Türkiye'de de benzer bir tablo görülmektedir. TIMSS verileri evdeki eğitim kaynakları arttıkça fen başarısının da yükseldiğini göstermektedir. Dolayısıyla başarıdaki artış sevindirici olmakla birlikte, bu başarının hangi toplumsal kesimlerde yoğunlaştığı sorusunu da sormak gerekir. Türkiye'nin fen bilimlerindeki yükselişinde öğretmenlerin katkısı da göz ardı edilemez.
Son yıllarda birçok öğretmen, merkezi sistemin bütün sınırlılıklarına rağmen öğrencilerini uluslararası standartlara ulaştırmak için yoğun çaba göstermektedir. Özellikle fen bilimleri öğretmenleri arasında deneysel öğrenmeye, STEM uygulamalarına ve proje çalışmalarına yönelik ilginin arttığı görülmektedir. TIMSS verileri de deney yapma sıklığının arttığı okullarda başarı düzeyinin yükseldiğini göstermektedir.
Bununla birlikte fen bilimlerindeki başarının yalnızca öğretmenlerin özverisiyle açıklanması mümkün değildir. Burada teknolojik dönüşümün de önemli bir etkisi bulunmaktadır. İnternet erişiminin yaygınlaşması, dijital eğitim içeriklerinin çoğalması ve öğrencilerin bilgiye erişim imkânlarının artması fen öğrenimini kolaylaştırmıştır.
Bugünün öğrencisi yalnızca ders kitabına bağlı değildir. Bir deneyin nasıl yapıldığını izleyebilmekte, bilimsel videolara ulaşabilmekte ve dünyanın farklı ülkelerindeki eğitim içeriklerinden yararlanabilmektedir. Ancak bu başarı tablosunun gölgesinde bazı yapısal sorunlar da bulunmaktadır.
Bunların başında ezberci eğitim kültürü gelmektedir. TIMSS sonuçları öğrencilerin akıl yürütme becerilerinde gelişme olduğunu gösterse de eğitim sistemi hâlâ büyük ölçüde sınav odaklıdır. Fen bilimleri çoğu zaman keşfetme ve sorgulama alanı olmaktan çıkıp test çözme alanına dönüşebilmektedir. Bu durum kısa vadede puanları yükseltebilir; ancak uzun vadede bilim insanı yetiştirme kapasitesini sınırlayabilir.
Nitekim Türkiye'nin uluslararası bilimsel yayın sayısı, patent üretimi ve yüksek teknoloji ihracatı incelendiğinde TIMSS başarısıyla tam anlamıyla paralel bir tablo görülmemektedir. Bu durum şu soruyu gündeme taşımaktadır: Öğrenciler fen sorularını çözebiliyor, ancak bilim üretebiliyor muyuz?

Fen eğitiminin amacı yalnızca sınavlarda başarılı bireyler yetiştirmek değildir. Amaç; sorgulayan, araştıran, eleştirel düşünebilen ve bilimsel yöntemle problem çözebilen yurttaşlar yetiştirmektir. Eğer eğitim sistemi yalnızca başarı puanlarına odaklanırsa bilimsel yaratıcılığı geliştirmekte yetersiz kalabilir. Bu nedenle Türkiye'nin önündeki yeni hedef yalnızca TIMSS sıralamasını yükseltmek olmamalıdır.
Asıl hedef bilimsel kültürü toplumsallaştırmak olmalıdır. Çocukların bilim merkezleriyle buluştuğu, okul laboratuvarlarının güçlendirildiği, öğretmenlerin sürekli desteklendiği ve yoksul bölgelerdeki öğrencilerin ek kaynaklarla desteklendiği bir model gerekmektedir.
Özellikle fen başarısının sürdürülebilirliği eğitimde fırsat eşitliğine bağlıdır. Aç gelen çocuğun, internet erişimi olmayan öğrencinin veya kalabalık sınıflarda eğitim gören bireyin bilimsel potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesi mümkün değildir. Bu nedenle okul yemeği programları, ücretsiz eğitim materyalleri, erken çocukluk yatırımları ve dezavantajlı bölgelere pozitif ayrımcılık yalnızca sosyal politika değil aynı zamanda eğitim politikasıdır.
Dünyada fen bilimlerinde en başarılı ülkeler incelendiğinde ortak bir özellik görülmektedir. Singapur, Finlandiya, Güney Kore ve Japonya yalnızca güçlü müfredatlara sahip değildir; aynı zamanda çocuk yoksulluğunu azaltan, öğretmenlik mesleğini güçlendiren ve eğitimde eşitliği önceleyen politikalara sahiptir. Bu ülkeler başarıyı rekabetle değil, fırsat eşitliğiyle üretmektedir.
Sonuç olarak TIMSS 2023 sonuçları Türkiye'nin fen bilimleri alanında önemli bir yükseliş yaşadığını göstermektedir. Bu başarı tesadüfi değildir; okul öncesi eğitimden öğretmen emeğine, ailelerin eğitim beklentilerinden teknolojik dönüşüme kadar birçok faktörün ortak ürünüdür. Ancak başarıyı kalıcı kılmak için yalnızca puan artışlarına odaklanmak yeterli değildir. Bilimsel düşünceyi bir yaşam kültürüne dönüştürmek, eğitimdeki sınıfsal eşitsizlikleri azaltmak ve her çocuğa kaliteli eğitim hakkını sağlamak gerekmektedir.
Gerçek başarı, birkaç öğrencinin uluslararası sınavlarda yüksek puan alması değil; toplumun tamamının bilimsel düşünceyi içselleştirebilmesidir. Türkiye'nin önündeki asıl sınav da budur. Fen bilimlerinde elde edilen yükseliş, eğer eğitimde adaletle desteklenirse, yalnızca TIMSS tablolarında değil ülkenin ekonomik, teknolojik ve demokratik gelişiminde de karşılığını bulacaktır.
Okuma Önerisi: https://odsgm.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2024_12/04111224_timss_2023_rapor_0412.pdf
Ercan EROĞLU Eğitim Bilimleri Uzmanı, Araştırmacı